Kategori arşivi: İklim (genel)

Bol Kar, Az Kış


Konuk yazar Dr. O. Cenk Demiroğlu, bir kitap olarak yayımladığı “İklim Değişimi ve Kayak Turizmi” başlıklı doktora tezini 2013 yılının sonunda tamamladı. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Politikaları Merkezi‘nde çalıştı, halen Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi‘nde araştırmacıdır.
———————–

azkar

Kuzeybatı Anadolu’da bir kayak merkezi, 3 Ocak 2014.

İklim değişikliği, her geçen sene olduğu gibi bu sezon da kış sporları faaliyetleri ve başta turizm olmak üzere ilgili sektörleri olumsuz etkilemeye devam ediyor. Ülkemizde, geçtiğimiz sezona kıyasla kar açısından çok daha bereketli bir hava yakalansa da, özellikle batı kesimlerde bol ancak geç gelen kar, koca bir Aralık ayının son derece boş geçmesine neden oldu. Üstelik bu duruma, Palandöken’deki bir istisna hariç, yapay karlama sistemlerine yeni yatırım yapan bazı merkezlerimiz de maruz kaldı. Zira yeterli yağış olmadığı gibi, bu sistemlerin kar yapmasını sağlayacak soğuklukta havalara da kavuşamadık.

Yazının gerisini de göreyim->

Reklam

Konya Ovası’nda Kuraklık Tehlikesi


Bu kısa ama çok net ve yararlı çalışma, Havadelisi.com Konya tahmincimiz ve iç kesimler klimatoloji danışmanımız İbrahim Akan‘a (nam-ı diğer Çihiro‘ya) ait. – Havadelisi
———–

Konya’ya 16 Mayıs’tan bu yana, yani son 6 ayda, yani yarım yılda düşen toplam yağış miktarı metrekareye sadece 27,2 kg!

tablo2013 yılı, 16 Mayıs-15 Kasım arası düşen yağış bakımından Konya’da gelmiş geçmiş en kurak yıl oldu (üzerine tıklarsanız grafik büyür).

grafik

Roma’nın İki Başkentinde Bu Yaz


Bu kısa çalışmayı hazırlayan editörümüz Anemodulion, İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisidir.
—————-

Roma imp.

İstanbul’un (o dönemdeki adıyla Konstantinopolis’in), Roma’dan sonra imparatorluğun ikinci başkenti olarak seçilmesinin tesadüfî bir olay olmadığından eminiz. Stratejik bir noktada olmasının çok büyük bir etkisi olsa da, bu seçimde mutlaka klimatolojik etkenler de rol oynamıştır diye düşünüyorum. İstanbul ve Roma’nın hemen hemen aynı enlemde olması, ikisinin de tepeler üzerinde kurulu olması ve ikisinin de Akdeniz Havzası’ndaki zamanın diğer büyük şehirlerinde (İzmir, Atina, Antakya, İskenderiye) görülen yakıcı yaz mevsimlerinin aksine son derece yumuşak bir yaz geçiriyor olması İstanbul’un bilinçli olarak tercih edildiğini gösteriyor.

Gerisini de okuyayım->

Geç Soğuklar ve Kar: İmkansız Mı, Nadir Mi, Sebebi Ne… Geliyor Mu?


Bu uzun yazı, Eren Kısmet’in (Kiamme) 10 Şubat’ta, Erdem Erdoğan’ın (Santiago) bugün Atış Serbest‘te yayımladıkları çalışmaların birleştirilmesi ve benim ufak katkılarımla ortaya çıktı. İyi okumalar. – Havadelisi
————————–
1. İstanbul’un hakiki soğukları: Tarihsel bir çalışma
Eren Kısmet

Bana göre İstanbul’da orta ve üstü kuvvette bir kış sistemi yaşadığımızı söyleyebilmek için nüfusun yoğun olarak yaşadığı güney sahillerinde ortalama günlük sıcaklığın 0 derece ve altında olması gerekir. Öbür türlü, yerdeki kar örtüsünün gündüz saatlerini erimeden geçirmesi çok düşük ihtimaldir. Ben de KNMI arşivlerini kullanarak 1929′dan beri İstanbul’da 1 Aralık-31 Mart arası dönemde ortalama sıcaklığın 0 derecenin altında olduğu günleri bir grafik ile gösterdim. Grafiğe tıklayarak büyüttüğünüzde daha net görebilirsiniz.

sifirin_alti

Grafiği yorumlamadan önce 1-31 Aralık arası günlerin yanda görülen tarihten 1 yıl öncesine ait olduğunu söyleyeyim. Yani 2010 yılına ait olarak gördüğünüz tarih aralığı 1 Aralık 2009-31 Mart 2010′u kapsamaktadır.

Gerisini de okuyayım->

2013 Şubat Ayı İstanbul Meteorolojik Verileri


Bir Oğuz Aydın yazısıdır. Bütün resimleri üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

A. GENEL VERİLER

Merhaba. Şubat 2013, kar ve soğuk bekleyenler için beklentilerin oldukça uzağında geçti. Kandilli Rasathanesi tarihsel verilerine göre Şubat ayı İstanbul’da en soğuk aydır. Kar yağma olasılığı %88’e kadar çıkan ve ortalama 5.1 gün kar yağan Şubat ayında bu kez kar yağışı gerçekleşmedi. Bunların dışında ay genelinde kentin bir çok bölgesinde sıcaklıklar 0 derecenin altına dahi inemedi. Tablolardan da anlaşılacağı üzere Şubat ayının en iyi yanı güneşlenmenin düşük olması idi. Hava çoğunlukla kapalı ve hafif yağmurluydu. Güneşlenme süresi ortalama 3.2 saat ile gündüzlerin uzamasına rağmen Ocak ayına göre daha düşük kaldı. Şubat’ın ilk 10 günü güneyli yönlerden esen rüzgar daha sonra ay sonuna kadar kuzeyli yönlerden esti. Beklemediğimiz bir şekilde kar yağışı göremeden kapattığımız Şubat ayı umutlarımızı Mart ayına taşımamıza neden oldu, fakat Mart da şu ana kadar fos çıktı 🙂

Gerisini de okuyayım->

Kandilli Rasathanesi Uzun Yıllar Meteorolojik Verileri


Yazının devamında, Oğuz Aydın‘ın başlıkta belirtilen derleme-incelemesini bulabilirsiniz.

Blogun ana sayfasındaki uzun süreli sessizliğin, Şubat ayının ülkemizin büyük kısmında karsız geçmesiyle pek az ilgisi var. Fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, bir paragrafla meramımı anlatayım. 1) Bazı konularda kişisel olarak gösterdiğim çabanın büyük kısmının boşa gittiğini, asıl çaba göstermesi gerekenlerin umursamaz tavırlarını sürdürdüklerini görüyorum. Sonuç olarak da, eskisi kadar motivasyon bulamıyorum. 2) Akademik iş yüküm epey arttı, buna bağlı olarak da havayı sürekliye yakın takip etmem imkansızlaştı. Oysa hava analizi ve tahmini, neredeyse sürekli takip gerektiren bir uğraş. Bunun doğal bir sonucu olarak ülkemizi etkileyen her geniş çaplı hava sistemi için başlık aç(a)mıyorum artık, bir ara heveslendiğim ve ufak ufak yapmaya başladığım TV projeleri de -belki şimdilik- rafa kalktı.

Gerisini de okuyayım->

Güneş’ten Haber Var


Yorum ve resim eklemede üyelik sistemine geçtik, nasıl üye olacağınızı buradan öğrenebilirsiniz (yapması çok kolay, adım adım anlattım).
***********************
Bir Santiago (Erdem Erdoğan) yazısıdır, kendisine çok teşekkür ederiz. – Havadelisi

Yukarıdaki şekilde kırmızı çizgi tahmin edilen güneş lekesi değerleri iken, gözlenen değerlerin (mor) ve gözlemlerin düzlenmiş ortalamasının (mavi), kırmızının epey altında kaldığını görüyoruz.

Blogu sürekli takip edenler arasında, şu an içinde bulunduğumuz 24. Güneş Döngüsü’nün zayıflığını duymayan yoktur herhalde. Başta Bulut75 rumuzlu arkadaşımız olmak üzere, son iki yıldır üzerinde epey konuşmuşuzdur. Güneş etkinliğinin ne demek olduğu ve iklime nasıl etkilerinin olabileceği ile ilgili Türkçe bir yazıyı, Havadelisi (Ozan M. Göktürk) ve meslektaşı Deniz Bozkurt yine bu blogda yayımlamışlardı, bilgilerinizi tazelemek istiyorsanız o yazıyı şuraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

2013 yılının ortalarında maksimuma ulaşması beklenen 24. Döngü, bilim insanlarını şaşırtmaya devam ediyor. Tahmin edilen maksimum tarihine gitgide yaklaştığımız şu günlerde, güneşteki aktif leke sayısı şaşırtıcı bir şekilde düşük, ve şu hal, maksimumdan çok bir minimumu andırmakta… Geride bıraktığımız son bir kaç ayda da, gözlenen leke sayılarında da beklenene göre ciddi azalmalar söz konusu. Bu gidişat, daha bir kaç ay öncesinde yapılan maksimum leke sayısı tahminlerini de alt üst etti.

Gerisini de okuyayım->

Yaz


Güneşi, ara sıra görüşüp kendisiyle vakit geçirmekten zevk aldığınız bir arkadaşınız gibi düşünün. Farz edin ki bu arkadaşınızın, bir gönül meselesi nedeniyle, hoş beş edip dertleşmeye eskisinden çok daha fazla ihtiyacı var ve şimdi sizi her Allah’ın günü arıyor… Tamam kırmayıp konuşuyorsunuz ama sürüyle de işiniz var; sonra her akşam buluşmak istiyor, oturdu mu kalkmak bilmiyor, sekiz çay / dört biradan aşağı içmiyor, “valla bırakmam, yenge komşudadır / seninki daha gelmemiştir / dur yea gidersin…” diye kafa ütülüyor… İşte güneşin o kalbi kırık arkadaş gibi musallat olduğu, kendi derdini düşünmekten size çektirdiği eziyeti unuttuğu, Haziran’da başlayıp doksan gün kadar süren zaman dilimine yaz diyoruz.

Bunlar dün ikindi vakti, İstanbul’un Gayrettepe’si civarında yürürken aklıma geldi. Oysa baharda ne güzeldi, güneş bulutların arkasından çıkıverirdi ve ben hiç gitsin istemezdim, yüzümü ona çevirir, “anlat” derdim, “özlemişim seni.” Sağ olsun, vakitlice de giderdi… Dün ise, adımlarımı kaldırıma park etmiş servis minibüslerinin dar gölgelerine denk getirmeye çalışırken, “muhabbette dahi ölçülü olmak gerekir” diye geçirdim içimden… Benim hatunun, “niye taksiye binmiyoruz?!” diye homurdanmasıyla da edebi alemden katı gerçeklere dönmüş oldum. Işınlar o saatte bile oldukça dik bir açıyla geliyorlardı. Hatun haklıydı.

Buraya tıklayayım ki yazının gerisini de okuyabileyim->

Kandilli’de Birkaç Saat


Dün, Kandilli Rasathanesi’ne birkaç saatlik bir ziyarette bulundum. Adil Tek, Şenol Solum ve Dr. Deniz Okçu ile hem havadan sudan sohbet ettik, hem de birlikte neler yapabiliriz onları konuştuk. İstanbul’un en deli fırtınasının geçtiğimiz Nisan ayında değil, 26 Eylül 2008‘de gerçekleştiğini teyit ettik. Kendilerine WRF modelinin kurulumu konusunda bir miktar yardımcı da oldum.

Manzaranın ‘insansız’ bir fotoğrafını çekmeyi akıl edemediğim için özür dilerim 🙂 Burası Rasathane’deki Meteoroloji Laboratuvarı’nın kulesi. Sağ tarafta ufukta Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü ve Karadeniz’e yakın duran bulutları görüyorsunuz. Hemen onların önünde de Rumeli Hisarı var. İstanbul, bunca mahvedilmişliğine rağmen hala çok güzel bir şehir. Rasathane’nin Meteoroloji Laboratuvarı da bu şehrin herhalde en güzel yerlerinden birinde bulunuyor.

Gerisini de okuyayım->