Etiket arşivi: Eleştiri

Türkiye ‘Kalifiye Eleman’ının Kıymetini Bilebilecek Mi?


Bu blogda, ana sayfada ilk kez hava ve iklim dışında bir konuda yazı yazıyorum. Konu dışına çıktığım için kızacaklardan şimdiden özür diliyorum, ama ‘bilim insanı’ kimliğimin sorumluluğu ile bir iki ‘politik’ kelam etmem gerekir diye düşündüm. Bu vesileyle de herkese barış içinde, huzurlu bir Ramazan ayı diliyorum.
—————————–

Türkiye, her alanda teknoloji geliştiren, üretim yapan, kendi kendine yeten bir toplum olmaya ‘özeniyor’. Sokakta kimi çevirip sorsanız “tabii ya, öyle olmalı” der en azından.

Boğaziçi Üniversitesi 2013 yılı mezuniyet töreninden bir pankart

Boğaziçi Üniversitesi 2013 yılı mezuniyet töreninden bir pankart

Fakat bütün bunların ‘hakikaten’ gerçekleşebilmesinin hem ön şartı, hem de gerçekleşmeye ucundan kıyısından da olsa başlamasının kaçınılmaz sonucu şudur: Eleştirel aklı rehber edinmiş, her söylenene inanmayan, öğrendiklerini sorgulayan, haklarının farkında olan, yeri geldiğinde (hatta yerli yersiz) itiraz eden ‘birey’lerin ortaya çıkması. Çünkü endüstriyel kalkınmanın olmazsa olmazı, bilime/eleştiriye dayalı eğitimdir; bu eğitim de sözü edilen ‘baş belası’ bireyleri eninde sonunda yaratacaktır. ‘En iyi’ denen üniversitelerin ‘en muhalif’ olması, ‘zekice’ bulunan esprilerin ezici çoğunluğunun ‘çapulcu’lardan gelmesi bu bakımdan tesadüf değildir. Donanımlı bireyler köle olmayı kabul etmezler, ‘sus payı’na razı olmazlar… Pastadan ‘hak’ları olan büyükçe bir dilim, kendilerini ilgilendirenler başta olmak üzere her türlü karar sürecine katılım ve en önemlisi daha fazla ‘prestij’ isterler.

Gerisini de okuyayım->

DMİ Bize Bir Şey Anlatmaya Çalışıyor


“Kocaman bir ülkenin farklı iklim bölgelerindeki onlarca istasyondan tıpatıp aynı değerlerin gelemeyeceğinin farkına varacak, sistemde arıza varsa hiç değilse ağın o kısmını arıza giderilene kadar yayından kaldıracak bir tane çalışanım yok” diyor. Aşağıdaki haritalar, DMİ’nin saatlik yayınladığı gözlem verileriyle çizildi.

Gerisine de bakayım->

DMİ Atakta, Ama Defansı Bomboş


Yeni devreye giren otomatik istasyonlarla birlikte ülkemizde çok ciddi bir gözlem ağı oluştu, aşağıdaki iki haritayı karşılaştırınca anlayacaksınız. İlki bu sene 20 Şubat’a, ikincisi ise düne ait.

Gerisine de bakayım->

Sen Yapma Bari NTV!


Haber burada. Altına yorum yaptım, dedim ki, yapmayın etmeyin, Tokyo’ya kışın kar yağar, bu olsa olsa Nisan ayı geç kar rekorudur. Haberi düzeltseniz iyi olur, bu şekilde yanlış anlaşılıyor. Yorumumu yayınlamadılar.

İnternette iki dakika araştırma yapmamla gerçek ortaya çıktı.

Gerisine de bakayım->

Değerlendirme: 2-3 Şubat 2010


Kar severlerce heyecanla beklenen bu iki gün, özellikle deniz seviyesinde oturanları hayal kırıklığına uğratarak, ötekileri de pek tatmin etmeyerek geride kaldı. İyi tahminci geçmişten ders alandır düsturunu benimseyip kısa bir analiz yapalım.

(Balmumcu’dan Boğaziçi köprüsü)

Büyük beklentilerimizin hayal kırıklığına dönüşmesinin en önemli nedeni duygularımıza yenik düşüp bu sistemle birlikte gelen soğuğun kalitesizliğini önceden göremememiz olmuştur. İstanbul’un son 24 saatlik sıcaklık grafiği aslında her şeyi ele veriyor:

Gerisine de bakayım->

DMİ’nin Maceraları: İstanbul kaç derece?


Bu yazı kısa olacak, çünkü göstereceğim şey pek az yorum gerektiriyor. Devlet Meteoroloji İşleri personelinin ciddiyet düzeyini hemen anlayacaksınız.

DMİ’nin, 21 Ocak 2010 Perşembe akşamı ertesi gün için yayınladığı hava tahmin raporunun Marmara bölgesiyle ilgili kısmına bir göz atalım:

Ne deniyor: İstanbul, öğle saatlerinden sonra aralıklı yağmurlu ve karla karışık yağmurlu, en yüksek sıcaklık 5 derece. Peki. Gelin şimdi bir de aynı sayfa üzerinden doğrudan bir linkle ulaşılan İstanbul bölgesel tahminine bakalım:

Gerisine de bakayım->

Devlet Meteoroloji İşleri’nin Dramı


Türkiye’de meteorolojik gözlem ve tahmin yapma yetkisine sahip, bunları yapmak için aynı zamanda yasal izni de bulunan tek kurum Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ)’dir. Bu kamu kuruluşumuz uzun yıllar boyunca kendi alanında tekel olmanın keyfini çıkardı. İnternet evlere girmeden önce tartışmasız bir saltanatları vardı: hiç kimse onların havayı tahmin ederken hangi kaynaklardan, ne tür araçlardan faydalandığını bilmez, yanlış tahmin yaptıklarında “hayır, biz öyle dememiştik” diye diklenmelerine itiraz edemezdi. Sadece haber bültenlerinin sonlarında, o da bir ulak aracılığıyla işitebildiğimiz sesleri hepimiz için son derece gizemli ve hayranlık uyandırıcıydı. “Yurdumuz bu geceden itibaren Balkanlar üzerinden gelen yeni bir soğuk ve yağışlı hava kütlesinin… ” diye başlayan ve istense de bir daha saatlerce dinlenemeyecek bir rapora kim sesini çıkarabilir?

Gerisini de okuyayım->

Modeller ve Falcılık


8 Ocak civarıydı. “20 Ocak günü görülmemiş bir soğuk ve kar yağışı Türkiye’yi etkilemeye başlayacak!” dendi. “Mart 1987 geri dönüyor!” dendi. “Sistem geliyor!” dendi. Sistem aşağı sistem yukarı… Sonra her zaman olduğu gibi hava tahmin modellerinin çıktıları çeşitlilik göstermeye başladı, günler geçtikçe ortada 20 Ocak’taki ‘inanılmaz sistem’den eser kalmadı. Şimdi de, “sistem gecikti, ama gelecek, göreceksiniz” deniyor. Evet, belki gene kar yağabilir, ama 20 Ocak civarında öyle anormal bir durum yok, bu az çok belli oldu.

Biz kahve telvesinden bile geleceği görebilen, üstün yetenekli bir millet olduğumuz için, hava tahmin modellerinin çıktılarının internette yayınlandığını keşfedenler falcılıkta çığır açtılar. Fakat falcılar şunu bilmiyorlar ki, o modeller kahve fincanından bile oynaktır, azıcık sağa sola çevirseniz bambaşka şeyler görürsünüz.

Gerisine de bakayım->