Etiket arşivi: Türkiye

Dubleyol’un Ettikleri: Bu Hafta Havalar Durgun


Bizim de sınırları içerisinde bulunduğumuz orta enlemlerde, kışın, batı-doğu doğrultulu bir yağışlı havalar dubleyolu vardır.

dubleyolson1

Normalde bu dubleyol bizim yakınımızdan, hatta bazen tam üzerimizden geçer. O zaman haritada gördüğünüz mavi (yağmur) ve pembe (kar) boyalar Türkiye’de bol bol görülür. Ama işte bazı kışlarda da (bu kış gibi) dubleyol, resimdeki gibi ta yukarılardan, bizim çok kuzeyimizden geçme eğilimindedir; dolayısıyla mavi ve pembe boyalar oralarda toplanırlar (buna teknik olarak, AO/NAO‘nun pozitif – aşırı pozitif modu diyoruz).

Haftalık tahmine de bakayım->

Türkiye ‘Kalifiye Eleman’ının Kıymetini Bilebilecek Mi?


Bu blogda, ana sayfada ilk kez hava ve iklim dışında bir konuda yazı yazıyorum. Konu dışına çıktığım için kızacaklardan şimdiden özür diliyorum, ama ‘bilim insanı’ kimliğimin sorumluluğu ile bir iki ‘politik’ kelam etmem gerekir diye düşündüm. Bu vesileyle de herkese barış içinde, huzurlu bir Ramazan ayı diliyorum.
—————————–

Türkiye, her alanda teknoloji geliştiren, üretim yapan, kendi kendine yeten bir toplum olmaya ‘özeniyor’. Sokakta kimi çevirip sorsanız “tabii ya, öyle olmalı” der en azından.

Boğaziçi Üniversitesi 2013 yılı mezuniyet töreninden bir pankart

Boğaziçi Üniversitesi 2013 yılı mezuniyet töreninden bir pankart

Fakat bütün bunların ‘hakikaten’ gerçekleşebilmesinin hem ön şartı, hem de gerçekleşmeye ucundan kıyısından da olsa başlamasının kaçınılmaz sonucu şudur: Eleştirel aklı rehber edinmiş, her söylenene inanmayan, öğrendiklerini sorgulayan, haklarının farkında olan, yeri geldiğinde (hatta yerli yersiz) itiraz eden ‘birey’lerin ortaya çıkması. Çünkü endüstriyel kalkınmanın olmazsa olmazı, bilime/eleştiriye dayalı eğitimdir; bu eğitim de sözü edilen ‘baş belası’ bireyleri eninde sonunda yaratacaktır. ‘En iyi’ denen üniversitelerin ‘en muhalif’ olması, ‘zekice’ bulunan esprilerin ezici çoğunluğunun ‘çapulcu’lardan gelmesi bu bakımdan tesadüf değildir. Donanımlı bireyler köle olmayı kabul etmezler, ‘sus payı’na razı olmazlar… Pastadan ‘hak’ları olan büyükçe bir dilim, kendilerini ilgilendirenler başta olmak üzere her türlü karar sürecine katılım ve en önemlisi daha fazla ‘prestij’ isterler.

Gerisini de okuyayım->

Hafta Sonu Molasından Sonra Kışa Devam


Mola dediysek her yerde değil: Örneğin memleketin doğu yarısında Cumartesi de yağış var. Batı ve güney kıyılarda, ayrıca Trakya’da Pazar günü yağmurlar tekrar başlayacak. Bu yağışlar Pazar gecesi ve Pazartesi Türkiye’nin batı yarısına yayılmış olacak.

İster istemez dikkat etmişsinizdir, Aralık epey yağmurlu başladı, öyle de devam edecek gibi gözüküyor… Ama ‘normal’dir. Zira Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarının tamamında, ayrıca Edirne ve Kırklareli hariç tüm Marmara Bölgesi’nde yılın en yağışlı ayı (uzun yıllar ortalamalarına göre) Aralık’tır.

aralikAralık ayı yağış toplamı bakımından birçok öteki ilde de ön sıralarda. Cumulonimbus‘un eseri olan aşağıdaki haritadan görebilirsiniz (anemodulion‘un da katkısı var). Örneğin Edirne ve Kırklareli’nde az farkla ikinci.

Gerisini de okuyayım->

Yoksa Eylül De Mi Sıcak Olacak?


**********************
Okumaya üşenenler için özet: Temmuz’un sonunda tarihsel eğilimlerden yola çıkarak yaptığımız Ağustos tahmini doğru çıktı. Havalar -ortalamada- sıcak oldu. Eylül için de aynı yöntemi uygularsak… İstanbul’da (ve Türkiye’nin batısında) Ağustos ayı normalden sıcak geçtiği için Eylül ayının da kendi normalinden sıcak geçme olasılığı, serin geçme olasılığından yüksektir diyebiliriz. Ayrıca -bundan bağımsız olarak- hava tahmin modelleri de Eylül ayının en azından ilk günlerinin normalden sıcak geçeceği konusunda hemfikir. Fakat tüm bunlar, Eylül’de de serin ve yağmurlu günler olmayacağı anlamına gelmiyor.
**********************

İstanbul’un verilerinden yola çıkarak konuşuyorum, ama sıcaklık bölgesel olarak tutarlı  bir değişken olduğu için, Türkiye’nin batısında oturuyorsanız söylediklerim sizin şehriniz için de az çok geçerlidir: Bu gece geride bırakacağımız Ağustos ayı, ara ara yaşanan serinliklere rağmen İstanbul’da normalden 1-2 derece daha sıcak oldu (tarihsel/istatistiki eğilimlere uygun olarak). Bunu ENKA’nın Balmumcu otomatik istasyonunun verilerinden yola çıkarak söylüyorum.

İstanbul’un Kartal istasyonunun uzun yıllar Ağustos ayı ortalama sıcaklığı (şu bağlantıya göre) 24.2 derece imiş, Balmumcu’nun uzun yıllar ortalamasının Kartal’ınkinden azcık daha düşük olacağını varsayarsak, Balmumcu’da normalden sapmanın 1-2 derece arasında olduğunu söyleyebiliriz (tabii ki kesin sayıları Eylül ayı içerisinde MGM söyleyecektir, Atatürk Havalimanı verileriyle haşır neşir olmayı seven editörümüz Santiago da belki bize yardımcı olabilir).

Gerisini de okuyayım->

Ağustos Nasıl Geçecek?


İyi haber: Bugünden (Cuma akşamı) itibaren sıcaklıklar, kademe kademe olmak üzere, rekor değerler civarından normallerin üzerine doğru, ülkenin kuzeybatısında ise normallere gerileyecek. Birçok yerde serinlik filan yine olmayacak, ama böyle bir yazda buna şükretmeyeni Allah taş yapar. Son üç hafta içerisinde, memleketin her yanında bir sürü sıcak rekoru tarihe gömüldü.

Kötü haber: Önümüzde koca bir yaz ayı daha var.

Mevsimlik tahminleri orada burada okumuştunuz, şu yazımda bazılarını paylaşmıştım. Ben de sizin için küçük bir istatistik çalışması yapıp, Temmuz’un nasıl geçtiğinin Ağustos ayının nasıl geçeceğiyle bir ilgisi olup olmadığına baktım (bu yaptığım çalışma, Cumulonimbus rumuzlu arkadaşımızın Ankara için yaptığı çalışmanın aynısı). Eğer ilgisi varsa, bu geçirdiğimiz süper sıcak Temmuz’dan yola çıkarak, Ağustos için söylenmeyen bir şeyler söyleyebiliriz.

“Özet geç” diyenler için hap bilgi ve sonuç: İstanbul’da, kendisinden önceki ayın ortalama sıcaklığına bakarak, ortalama sıcaklığını en yüksek isabetle tahmin edebileceğimiz ay, Ağustos. Temmuz aşırı sıcak geçtiği için, Ağustos’un yüksek bir olasılıkla normalden sıcak geçeceğini söylemek, istatistiki metotlarla yapılabilecek anlamlı ve geçerli bir tahmin. Ama unutmayın ki, istatistiki yöntemler her zaman sınırlı olanaklar sunar ve sürprizleri / kural dışılıkları açıklayamaz.

Yukarıdaki tabloda, İstanbul için uzun yıllar aylık ortalama sıcaklıklarının birbirleriyle olan istatistiki ilişkisi görülüyor (verileri şuradan aldım). Bir sürü anlamsız sayı var gibi görünse de, aslında öyle değil, anlam çıkarmak son derece basit. Tabloyu şöyle kullanacaksınız: En üst satırda yan yana yazılan aylardan bir tane seçin. Örneğin, kırmızıyla yazdığım Haziran’ı. Haziran sütunundaki alt alta sıralanmış değerlerden birini seçin. Mesela, kırmızıyla belirtilen 0.51’i. Şimdi bu 0.51’den sola doğru gidin, Temmuz’a geleceksiniz. Yani 0.51 değeri (korelasyon), İstanbul’da yaklaşık son 170 yıl içindeki Temmuz’ların, kendilerinden önce gelen Haziran’lara göre nasıl bir sıcaklık davranışı içinde oldukları konusunda fikir veriyor. Hangi fikri verdiğini de anlatayım.

Yazının gerisini buraya tıklayıp okumak istiyorum->

Yaz


Güneşi, ara sıra görüşüp kendisiyle vakit geçirmekten zevk aldığınız bir arkadaşınız gibi düşünün. Farz edin ki bu arkadaşınızın, bir gönül meselesi nedeniyle, hoş beş edip dertleşmeye eskisinden çok daha fazla ihtiyacı var ve şimdi sizi her Allah’ın günü arıyor… Tamam kırmayıp konuşuyorsunuz ama sürüyle de işiniz var; sonra her akşam buluşmak istiyor, oturdu mu kalkmak bilmiyor, sekiz çay / dört biradan aşağı içmiyor, “valla bırakmam, yenge komşudadır / seninki daha gelmemiştir / dur yea gidersin…” diye kafa ütülüyor… İşte güneşin o kalbi kırık arkadaş gibi musallat olduğu, kendi derdini düşünmekten size çektirdiği eziyeti unuttuğu, Haziran’da başlayıp doksan gün kadar süren zaman dilimine yaz diyoruz.

Bunlar dün ikindi vakti, İstanbul’un Gayrettepe’si civarında yürürken aklıma geldi. Oysa baharda ne güzeldi, güneş bulutların arkasından çıkıverirdi ve ben hiç gitsin istemezdim, yüzümü ona çevirir, “anlat” derdim, “özlemişim seni.” Sağ olsun, vakitlice de giderdi… Dün ise, adımlarımı kaldırıma park etmiş servis minibüslerinin dar gölgelerine denk getirmeye çalışırken, “muhabbette dahi ölçülü olmak gerekir” diye geçirdim içimden… Benim hatunun, “niye taksiye binmiyoruz?!” diye homurdanmasıyla da edebi alemden katı gerçeklere dönmüş oldum. Işınlar o saatte bile oldukça dik bir açıyla geliyorlardı. Hatun haklıydı.

Buraya tıklayayım ki yazının gerisini de okuyabileyim->

“Karakış Fırtınası” ve Diğerleri


Pastırma yazı, öküz soğuğu, karakış fırtınası, şiddetli soğuklar falan… Eskiden Saatli Maarif Takvimi alırdık, oradan okurdum. Hava durumunun sadece televizyondan ve radyodan öğrenilebildiği günlerde böyle ikincil bir kaynağın bulunması ilginç gelirdi, ama pek dikkate aldığımı hatırlamam. Gerçi normal tabii dikkate almamam, ailem çiftçi ya da balıkçı değildi.

Gel zaman git zaman, iklimbilimci oldum. Madem elimizde veriler var, şu takvim iklimi aletsel iklime ne kadar uyuyor (yani uzun yıllardır ölçülen değerlerle takvimde yazanlar birbirini tutuyor mu) bir bakalım istiyorum.

Gerisine de bakayım->

Dünyada Ekim Ayı İstatistikleri


hava ankara, NOAA’nın analizini bizim için özetlemiş ve kendisi de bir şeyler katmış. Teşekkür ederiz. – Havadelisi

Orijinal sayfa burada.

Ekim 2011 sıcaklık anomalileri (normalden farklar, tıklayıp büyütebilirsiniz)

Gerisine de bakayım->

AO ve NAO: Nedir Ne Değildir


AO: Arktik Salınım (Arctic Oscillation): Kuzey yarımkürenin yukarı enlemlerinde, yani kutba yakın bölgelerde hava çok soğuktur. Bu soğuk hava, ağır olduğu için yüzeye çökme eğilimi gösterir. Buna bağlı olarak deniz seviyesinde bir yüksek basınç, onun üzerinde de bir alçak basınç oluşur. Atmosferin üst seviyelerindeki bu alçak basınca, kutbi girdap (polar vortex) denir. Kutbi girdap ne kadar güçlüyse, kutup bölgesindeki soğuk havayı çevresine o denli iyi sararak yukarı çeker ve yüzeyden güney enlemlere kaçmasına engel olur. Kutbi girdabın güçlü, kutup ve İzlanda bölgesindeki basınç değerlerinin düşük olduğu bu duruma pozitif AO denir. Tam tersine, kutbi girdabın güçlenemediği, böylece soğuk havanın yüzeyde kalarak kutup bölgesindeki ve çevresindeki deniz seviyesi basınç değerlerini yükselttiği duruma da negatif AO denir. Yüzeyde kalan bu soğuk hava kolaylıkla güney enlemlere kaçar, böylece özellikle kuzey ve batı Avrupa’da soğuk hava dalgaları görülür.

Okumaya devam et

Antal Rethly


Atatürk’ün 1925 yılında memleketimize davet ettiği Macar profesör Antal Rethly, Türkiye’de neler yaptı? Anadolu’da nerelere meteoroloji istasyonları kurdu, gezileri sırasında başına neler geldi? Ankara’nın havasıyla ilgili ne tür gözlemler yaptı da şehrin Etlik sırtlarına doğru büyümesi gerektiğini, bugünkü ‘çukur’un sağlıksız bir yer olduğunu söyledi? Şayet merak ederseniz, şu gayet ilginç makaleden okuyabilirsiniz.

Bu da Hava Delisi usulü 10 Kasım yazısı olsun.