Deprem


İstanbul’un, İzmit’in, Adapazarı’nın çok eskiden beri ara ara depremlerle yıkılageldiğini ilk öğrendiğimde ortaokul son sınıf öğrencisiydim, İzmit’te oturuyorduk. İzmitliyiz, sıradan bir aileden ve çevreden geliyorum, dolayısıyla tanıdığım insanlar arasında konuya dair kayda değer bilgisi olan kimse yoktu. Okulda coğrafya dersinde muhtemelen biraz anlatılmıştır ama ben anımsamıyorum, Mercidabık Savaşı’nın tam tarihini veya “fâilâtün fâilün”leri ezberlerken depremin önemini tam olarak idrak edememişizdir diye düşünüyorum. O zamanlar (90’lı yılların ortaları) internetten öğrenmek gibi bir şey de söz konusu olamayacağı için, deprem denince ürperip herkesle birlikte “Allah korusun” demekten başka bir şey yapamıyorduk. ‘Tedbir almak’ gibi kavramlar hayatımızda, kültürümüzde, tabii ki, hiçbir şekilde yoktu. Birkaç yıl sonra, 1999 depremlerinin her ikisine de (İzmit-Düzce) neredeyse merkez üssünde yakalanacak olan babam, 1967 Adapazarı Depremi’ni ve daha ufak birçok depremi de canlı yaşamıştı; ama onun da bunlardan hatırladıkları “iyi salladı”dan, çıkardığı dersler “binadan seri şekilde çıkmak lazım”dan öteye gitmiyordu.

Depremden rahmetli dedem de korkardı. Uzun yıllar, eskiden İzmit’in en doğu mahallesi sayılan bölgede, meyve ağaçlarıyla dolu bahçesi olan iki katlı bir evde anneannemle birlikte yaşamışlardı. Bu düzlük yer epey gevşek, sulu bir zemin üzerindedir; annem çocukluğunda çok yağmur yağdığında kayıkla gezdiklerini anlatır. Ev tabii, her ufak depremde şöyle bir titrerdi. Dedem, “Oğlum Allah muhafaza, zelzele çok berbat çok!” derdi, o da irili ufaklı pek çok deprem görmüştü. Ev de giderek eskiyordu. Benim ortaokul-lise çağımda o mahallenin bahçe içindeki evleri yerini yavaş yavaş apartmanlara terk etmeye başlamıştı. Gel zaman git zaman Karadenizli bir müteahhit, dedeme de reddedemeyeceği bir teklifte bulundu: “Senin evi de yıkalım, yerine yapacağım iki apartmandan sana iki daire vereyim, ikisi de lüküs! Ne diyon?!” Elbette tamam dediler. Apartmanların biri biter bitmez, dedemle anneannem, geniş, lüks, yerden ısıtmalı dairelerine taşındılar. Sobalı evden sonra büyük rahatlıktı. Fakat anneannem orada toplamda 1 yıl yaşadı mı şimdi anımsamıyorum, 1995’te kalp yetmezliğinden gidiverdi, yeni evinin sefasını süremedi.

1997 yılının Ocak ayında liseden mezun oldum ve zamanımı tamamen üniversite giriş sınavına hazırlanarak geçirmeye başladım. Fakat bizim ev küçüktü, odamı kardeşimle paylaşıyordum, rahat ders çalışamıyordum. Yalnız yaşayan dedemin yanına taşındım. Ev hakikaten çok rahattı, bir de o yılın şubat, mart, nisan aylarında ara ara hep kar yağdı, güzel anılarım oldu. Yalnız artık depremle ilgili daha fazla şey biliyordum ve içim hiç rahat değildi. Apartman demiryoluna çok yakındı ve tren geçerken bile hafifçe sallanıyorduk. Konuyu dedeme açtım, “binanın bu kadar titrek olması normal mi acaba, müteahhiti tanıyorsun, konuşalım” filan dedim, her zaman bir miktar naif birisiydim. “Aman Allah korusun oğlum, ben de her gece yatarken aklıma zelzele geliyor” diye cevapladı, ne diyecekti ki… Her gece korkarak, dua ederek uyuyorduk.

Yaz geldi, üniversite sınavına girer girmez dedemin evinden annemin babamın yanına geri döndüm. Tam o sıralarda, sene 1997, rahmetli hoca Aykut Barka ve arkadaşları, 1900’lü yıllar boyunca depremlerin Kuzey Anadolu Fayı üzerinde doğudan batıya doğru ilerlediğini ortaya koyan bilimsel makalelerini yayımlamışlardı. O zamanlar Cumhuriyet Bilim Teknik dergisi vardı, makalede nelerin anlatıldığını oradan öğrendim: Bu deprem işi 1939’da Erzincan’da başlamıştı ve batıya doğru geliyordu. İzmit’e dayanmıştı! Faydaki gerilimin İzmit civarında en fazla olduğunu gösteren mavili kırmızılı o harita hep hatırımdadır.

İşin ciddiyetini iyice idrak etmiştim, dedem için endişeleniyordum, fakat benden başka da endişelenen yoktu. Ve fark ettim ki dedem de aslında endişelenmiyordu: kendi oturduğu apartmana bitişik inşa edilmekte olan ikinci apartmandaki dairesini anneme vermeye karar verdi. Büyük, lüks evde oturmak elbette kızının da hakkıydı. Ben tabii itiraz ettim, kayalık zemindeki evimizden gevşek zemine taşınacaktık. “Allah korusun oğlum, ağzından yel alsın” dediler. 1997’nin yaz aylarıydı.

Ben o senenin Eylül’ünde üniversite okumak için Ankara’ya gittim, yurda yerleştim. İzmit’teki apartmanın bitmesi, yeni dairemizin hazır olması epey sürdü. İçine de çok masraf ettik, Türk’ün ‘güzel ev’ fetişini doyasıya yaşamalıydık. 1998 sonunda veya 1999’un ilk aylarında taşındık. Dedem, kızının ve torunlarının yan apartmana gelmesinden tabii ki çok memnun oldu.

17 Ağustos 1999’un ilk saatlerinde, Bodrum’daki yazlığımızda, üst kat çok sıcak olduğundan salonda yatıyordum. Deprem olmadan ve haberini almadan bir saat kadar önce nedense uyanmıştım, uyuyamıyordum. Birden yan komşumuz Nilgün Teyze’nin ağlar gibi feryat ettiğini işittim. Televizyondan öğrenmişti sanırım depremin olduğunu. Onlar da İzmitliydi.

İzmit’te olan babamdan saatler sonra haber alabildik. Evde değilmiş, kağıt oynadığı mekandaki arkadaşları “Turhan Abi n’olur az daha otur” diye diye adamı gece saat 3’e kadar oyalamışlar. İzmit Merkez, meşhur Fethiye Caddesi civarı… Saat tam 3’te mekanın balkonuna çıkmış, hemen sonra “rüzgar sesi gibi tuhaf bir uğultu” işittiğini, fakat havanın durgun olmasından dolayı buna bir anlam veremediğini anlatır. İlk sarsıntı gelince deprem olduğunu hemen anlamış tabii. “Deprem!” diye bağırıp, kankalarından birini de peşine takıp doğru merdivenlere… Bir o duvara bir bu duvara çarparak aşağı inip caddeye yatmışlar, deprem devam etmiş, dükkan camlarının inişini canlı seyretmişler. Ama o civarda neredeyse hiçbir bina yıkılmadığından, olayın ciddiyetinin farkına varmak mümkün olmamış.

Yeni taşındığımız mahalleye geldiğinde, acı gerçekle karşılaşmış babam. Dedemin de oturduğu Ubay Apartmanı, depremin daha 10 saniyesi dolmadan yerle bir olmuş (bunu enkazdan sağ kurtulanlar anlatmıştı). Ubay Apartmanı’nda dedemle birlikte 58 insan öldü. Bizim yeni dairenin bulunduğu bitişik apartmanın malzemesinden daha az çalındığı için olacak, o bina depremde yıkılmadı, gerçi yine ağır hasar gördü, daha sonra yıkılmak durumunda kaldı. İçinden eşyamızı kurtarabildik ve ben orada okuyorum diye Ankara’ya taşındık. Babam İzmit’te çalışmaya devam etti, hafta sonları Ankara’ya gelip gitti. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi’ni Bolu Dağı civarında, dinlenme tesisinde yaşadı, hayatından aksiyon eksik olmadı. İki yıl sonra ailem İzmit’e, kayalık zemindeki eski apartmanımıza döndü; ben de ODTÜ 8. Yurt’a döndüm.

Polis memuru emeklisi Emin Bayrak’ın İzmit Atatürk Bulvarı Birinci Esendal Sokak’taki bahçeli evinin yerinde en son gördüğümde hâlâ otopark vardı.

Reklamlar
Bu yazı Türkiye'nin Havası ve İklimi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

5 Responses to Deprem

  1. Depremde evi yıkılıp enkazdan çıkan biri olarak sadece şunu söyleyebilirim korkunç bir olay, yaşama ümidinizin olmadığını kısa süre içerisinde öleceğinizi aklınıza getirin ve çocuk olduğunuzu düşünün. 13 yaşındaydım 99 depreminde evimiz yıkıldı, çok sağlamdı ama ne yazıkki ilk kırılan fay hattının tam üstündeydik. 2 katlı ilkokulumun bile yarıya kadar toprağa gömüldüğü bir hattaydık.( Kullar bölgesi) Bilen bilir tamamen bataklık bir bölge Gölcükten daha kötü durumdaydı ve belde olmasına rağmen yaklaşık 2 bin insan vefat etti. Sonra tepeye köye taşındık yer gök sağlam orada. Özetle depremi çabuk unuttuk koca koca binalar dikilmeye devam ediliyor, devletin denetleme mekanizması çok kötü, parayı veren belediyeden izni alabiliyor. Lütfen oturduğunuz evi kontrol ettirin sonra çok geç olabiliyor, son pişmanlık fayda etmiyor.

  2. niasunset dedi ki:

    İlk Depremin Silivri açıklarında olduğu gün (24 Eylül), hiç bir şeyden haberim yokken, pencereden Marmara denizine doğru baktığımda, garip pis bir sarı sisin denizin biraz üzerinde Kınalı’dan İstanbul’un karşı kıyısına kadar kalınca bir çizgi halinde durduğunu fark ettim. Hemen araştırmaya koyuldum, nedir bu diye… Hava aslında açık ve güneşli idi. Sonra bir yerde, bunun deprem işareti olabileceğini, sülfür çıkışı olduğunu okudum. Hatta kokusunu da hissetmemiz mümkünmüş, ama ben uzaktan izliyordum. Belki o rotadan geçen gemiler deneyimlemişlerdir. Sonra eşimi aradım, böyle böyle bir şey öğrendim diye, biraz da endişeli… Eşim o zaman söyledi bir yarım saat önce deprem olduğunu. Denizaltındaki gaz çıkışları da fayları sıkıştırabiliyor ve depreme neden olabiliyormuş. Zaten sonrasında da 6 şiddetindeki depremi yaşadık. O sarı sis tabakası ufkun biraz üzerinde kayboldu daha il depremde… ama oldukça yoğundu ve sonrada anlıyorum ki o fay boyunca göründü… Bu konuda hiçbir bilgi yer almadı, hatta gözlemleyen de olmadı ya da paylaşmadı… Bunu paylaşmak istedim. Geçmiş olsun İstanbul ve civarındaki herkese… Güvenebileceğimiz o kadar az bilgi odaklı, bilgilendirme odaklı yer kaldı ki,… Her deneyim umarım bizi daha sağlam daha real noktalara taşır, ve depremi trajedi olmaktan çıkarırız.

    Bu arada, Havadelisi’nin takipçisiyim, ve ilgiyle izliyorum. Ne olur daha çok paylaşın, bilgilendirin bizleri. Gökyüzünde o kadar çok şey oluyor ki,…hepsinin bilimin geldiği nokta ile daha iyi anlaşılır açıklamaları olmalı.

    Teşekkürler.

    • Depremlerden önce böyle bulutlar olabiliyor veya olmayabiliyor. Dolayısıyla elimizde şu anda güvenilir bir yöntem yok, havanın görüntüsü ile depremleri ilişkilendiren…

      • niasunset dedi ki:

        Teşekkür ederim, açıklamanıza sevindim. İlk kez böyle bir deneyim yaşadım yani deniz üzerinde meydana gelen sarımtrak bulut ve deprem, keşke tam olarak ilişkisi olsa, işaret olsa bizlere. Güzel bir gün ve iyi çalışmalar dilerim.

  3. Meşum felaketi takip eden 20 yıllık süreçte de Hocam, tedbir almak bir tarafa, martaval okumaya ve bilimin içine tükürmeye devam ettik. O yetmedi, bir de imar barışı icat ettik ki; kaçak – kuçuk, çürük – çarık her biçimden yapıya kullanma izni verdik resmi belgeyle! Devlet eli ile! Para karşılığı! Şakşakçılar kızadursun istediği kadar; şurası gayet net: Deprem gerçekten doğudan batıya doğru ilerliyor. Hem de tam ters istikamette ilerleyen kafaların süratinde…

Yorum yazın...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s