“İstanbul’da Üç Yıl; Ya da Türklerin Âdetleri”


Bir anemodulion yazısıdır. Kendisi -Santiago ile birlikte- blogun yeni editörü ve Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisidir.

1793-1861 yılları arasında yaşamış ve 1840’lı yıllarda üç yılını İstanbul’da geçirmiş olan Albay Charles White’ın “Three Years In Constantinople; Or, Domestic Manners of the Turks in 1844” adlı eseri yakın bir tarihte sosyolog Elif Süreyya Genç tarafından Türkçeye kazandırılmış (Türkçe bağlantı).

Kitap 1844 yılı İstanbul’unda gündelik yaşama dair pek çok gözlem ve bilgiyi içeriyor. Hem halkın, hem de Saray maiyetinin yaşam tarzına değinirken, kentin sosyal, kültürel, coğrafî, yönetsel ve demografik yapısından bahsetmeyi de ihmal etmiyor.

Kitabın bir özelliği de Türkler hakkında Batılıların güttüğü önyargıların bir eleştirisi niteliğinde olması. Yine de White’ı, Osmanlılara ne kadar objektif yaklaşmaya çalışmış olsa da, çizgisel bir tarih anlayışına sahip Batı’yı uygarlığın erişebileceği en üst seviye olarak gören ve Dünya’nın merkezi ilan eden oryantalizm fikrinden bağımsız olarak ele almamak gerekmektedir. Uygarlaşmış ve rasyonel Batı, gelişmemiş , egzotik ve yönetilmeye muhtaç Doğu’nun yol göstericisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Elif Süreyya Genç’in ifade ettiği gibi White, üç ciltlik eserinin samimi ve zahmetli bir çalışmanın ürünü olduğunu; kitabını yazarken kendisinin dikkatli gözlemlerinin ve muhakemesinin yanı sıra en iyi yerel otorite dediği, bilgili ve iyi eğitimli Türklerin, doğruyu söylediklerinden emin olduğu reayanın ve Frenk ahalinin sözlü ve yazılı ifadelerinden de faydalandığını belirtmektedir. İngiliz elçiliğinin bigi kaynaklarından da faydalandığı görülmektedir. İstanbul’un 19. yüzyıldaki gündelik yaşamı hakkında detaylı gözlemler içeren bu seyahatname, aynı zamanda İngilizlerin Osmanlı politikasını anlamak için de son derece önemli bir kaynaktır.

Tabii bu kitapta biz hava delilerini ilgilendiren kısım White’ın İstanbul’un havası ve ikliminden bahsettiği sayfalar. Erişemediğimiz, aslında varlığından bile rahatlıkla şüphe duyabileceğimiz Osmanlı dönemindeki hava olayları kayıtlarının ve iklimsel kayıtların izini, ancak Charles White ve benzeri yazarların seyahatnamelerindeki kimi zaman fazlasıyla genelleyici ve bugünkü bilgilerimiz ışığında değerlendirdiğimizde kısmen doğru kısmen yanlış ifadelerde sürebiliyoruz. White’ın eserinden yaptığım alıntıda göreceğiniz üzere, 19. yüzyıl hava delilerinin de bizler gibi kışların artık eskisi kadar soğuk geçmediğinden bahsetmesi, hava delilerinin problemlerinin iki yüzyıl öncesinde de aynı olduğunu gösteriyor.

“Yaz mevsiminde gün doğumundan sonra birkaç saat boyunca Olympos’tan (Uludağ’dan) esen güneyli meltemi saymazsak, rüzgar 365 günün 300′ünde kuzeyden esiyor. Yıl boyunca düşen yağış miktarı her tür sebze-meyve, kaynak suyu ve su kemerini ve taksimi (meydanı değil, Taksim’deki maksemi kastediyor) beslemek için tamamen yeterli düzeyde. Yağmurlar daha çok ilkbahar ve sonbaharda düşse de, düzenli değil. Hatta bazen, 1843 Ağustos ayında olduğu gibi günlerce süren kuvvetli sağanaklar şeklinde de düşüyor. Aynı zamanda gece çiyi de çok az görülüyor. Bu yüzden yamaçlarda yetişen bitkiler kuruyor, soğuk aylarda büyüyenler hariç meyve ve sebzeler tatsız ve kısa ömürlü.

Mevsimler çok yumuşak. Yaklaşık olarak Aralık sonunda başlayan kış sert geçmiyor. Kar yağıyor ancak nadiren birikiyor. Yaz mevsimi, başladığı zaman kararlı oluyor ve aşırı sıcak olmuyor. Sonbahar ise gayet ılıman ve canlandırıcı bir mevsim. Bahar ise geç geliyor ve dört mevsimin en kötü geçeni. Bu süre boyunca ve kış sonunda, dondurucu kuzey, kuzeydoğu ve kuzeybatıdan esen, ismiyle müsemma “karayel”, Balkanlar’dan veya Kafkaslar üzerinde iyice soğuyarak Karadeniz’den aşağıya iniyor. Fakat daha önce de söylendiği gibi ortalama sıcaklık ılıman ve bu yöreler aşırı soğuk veya sıcağa maruz kalmıyor.

Bunlara ilaveten, İstanbul sağlıklı bir yer değil. Ateş, mide rahatsızlıkları, sindirim sistemi hastalıkları, iltihaplı hastalıklar sık görülüyor. Bunun sebebi muhtemelen yetersiz ve sağlıksız beslenme ve sıklıkla öğle saatleri ile akşam saatleri arasında 15 derecelik (!) bir farka erişen ani sıcaklık değişimleri.

Boğaz’ın iklimi son yıllarda çarpıcı değişimlere uğramış gibi görünüyor. Kentin yaşlı sakinleri soğukların şiddetinin azaldığını ve yaz sıcaklarının hafiflediğini söylüyor. Pek çok Bizans tarihçisinin yazdığına göre V. Konstantinos, Arkadios, Dukas ve diğerlerinin dönemlerinde Marmara denizi bazen ulaşımı engelleyecek ölçüde buzla kaplanmış. Bazı durumlarda ise Boğaz, insan ve hayvanların bir kıyıdan diğerine yürüyerek geçişini sağlayacak şekilde donmuş; 601, 934, 753, 764, 928 ve 1232 yıllarında olmak üzere. Yaz sıcakları da çok daha kuvvetli, kuraklıklar daha uzun süreliymiş. Öyle ki susuzluk yüzünden binlerce sığır telef olmuş, ağaçların yaprakları kuruyup dökülmüş, su kemerleri kuruduğu için su şaraptan değerli hale gelmiş, su ihtiyacı uzak yerlerden karşılanmak zorunda kalınmış.

Şimdiki don olayları şiddetli değil. Dar ve gölge altındaki vadiler dışında öğle vaktinde don gözlenmiyor. Sıradışı kuraklıklar da bilinmiyor. Şeyhülislamın aşırı sıcak ve kıtlığa son vermesi için 3 gün boyunca tüm halkın oruç tutma ve evde-tarlalarda topluca dua etme yoluyla Allah’a yakarması fetvasını vermesinin üstünden yıllar geçmiş.”

İklim hakkında verdiği bilgiler burda bitiyor. Yazının devamında, aralarında vezirler, padişah ve ulemanın da bulunduğu 300.000 kişinin sabah güneş doğarken Okmeydanı’nda toplanıp baş müftünün, yani Ayasofya’nın imamının önderliğinde dua ettiğinden bahsediyor. Bu toplu dualara ilk kez 1592′de III. Murat devrinde şehir bir salgından kırılırken başlandığını yazmış.

Reklamlar
Bu yazı Türkiye'nin Havası ve İklimi, İklim (genel) içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

12 Responses to “İstanbul’da Üç Yıl; Ya da Türklerin Âdetleri”

  1. anemodulion dedi ki:

    Valla benim bu yazıdan ve başka okuduklarımdan anladığım şu; insanlar her zaman felaket senaryosu yazmaya meraklı olarak yaşayagelmişler. Gözler hep olumsuzu görmeye odaklanmış. Havaların eskisi gibi soğuk olmadığı muhabbeti insan ömrünün kısalığını göz önüne aldığımızda çok manasız bir tespit aslında. Çünkü biliyoruz ki “ânî” değişimler bile yüzlerce yıl sürüyor.
    Bu adamın yazısına dayanarak o yıllara dair hiçbir tespitte ya da gelecek günlere dair bir öngörüde bulunamayız zaten. 3 yıl hem çok kısa bir süreç, hem de her yazılana inanırsak işimiz iş 🙂 Ben sadece çerez olsun diye paylaştım bunu sizle. Daha somut kanıtlara ihtiyaç var geçmiş hakkında konuşabilmek için. Muhtemelen Osmanlı’nın kendi hava durumu gözlem kayıtları da vardır zaten ama şu an için hiçbir bilgim yok benim bu konuda. Belki günümüze ulaşmamıştır bile. Belki Havadelisi biliyordur.

    • Havadelisi dedi ki:

      Katılıyorum sana.

      Osmanlı’nın erken dönem iklim kayıtları dolaylı kayıtlar (artan vergiler falan filan), gerçek kayıtlar da zaten 1800’lerde başlıyor. Bakmayı neden ihmal ettik bilmiyorum, İstanbul’un aylık ortalama sıcaklıkları burada var, ve 1844 yılı Nisan ortalamasının çok düşük olduğu görülüyor (son 80 yılda o kadar soğuk Nisan sadece 1949’da olmuş). Charles efendinin İstanbul’un baharını sevmemesi ve “geç geldiğini” söylemesi belki bununla açıklanabilir, 1840’da İstanbul’da mıydı bilmiyorum ama o senenin Nisan’ı da çok soğuk. Kaldığı 3 yıl tam olarak hangileri?

      Bu arada 1844’ün Ekim’i ve Kasım’ı da gayet sıcak gibi, özellikle aynı yılın Mart, Nisan ve Mayıs’ı ile karşılaştırıldığında… Charles White’ın sonbaharı beğenmesi de boşuna değil.

      • anemodulion dedi ki:

        Kitap ilk kez 1845′te İngiltere’de yayımlanmış. Bu durumda muhtemelen 1841-1844 ya da 1842-1845 arasında İstanbul’da bulunmuş olmalı. Araştırdım biraz ama herhangi bir bilgiye ulaşamadım Charles White hakkında. Mutlaka Osmanlı arşivlerinde bir yerde kayıtlıdır bu adamın ziyareti. Çünkü adam bir albaymış ve üst tabakadan Osmanlıların arasına karışmış burda kaldığı süre boyunca. Saraylardaki davetlerde, şehzade sünneti, vs. gibi törenlerde bulunmuş.

  2. Ozan DENİZ ETKİSİ dedi ki:

    Yahu adam 3 sene kalmış. Şimdi 2004-2005-2006′da kalanla 1995-1996-1997′de kalan aynı şeyleri mi yazar? Adam bunları görmüş bunları yazmış 🙂 Bulutsuz hafif karayelli günler olmuş 15 c fark olmuş, o üç sene kar pek tutmamış demek ki ve o seneler bahar soğuk geçmiş, yağmurlar baharlarda yağmış. 1929′da gelseydi aynı karın yerde kalmadığından bahsedebilir miydi ?

    Mesela Lord Ozan Deniz’in 1929 yılında yazdığı İstanbul hatıra defterinden bir alıntı. ”İstanbul gördüğüm en soğuk Avrupa kenti. Kışın kar hiç durmuyor 1 hafta boyunca yağıp sadece 1-2 gün ara veriyor. Sürekli tipi var. Sıcaklık tüm şubat boyunca 0 derece seyrediyor. Hatta kar kalınlığı yer yer 5 m yi geçiyor. Beşiktaş civarlarında bir gece kurtların saldırısına uğradım.. Boğaz ocak ayı ile şubat başı buz tutuyor. Bu İstanbul yaşanmaz bir şehir. Dayanamadım Şubat sonu geri döndüm…”

    Ya da 1987 yılında gelmiş bır gezginin yazısı da şöyle olurdu… ”İstanbul’da ilkbahar diye bir şey yok. Hatta Mart inanılmaz karlı geçiyor. Kar diğer şehirlerin aksine gökgürültülü yağıyor.”

    Yanı 3 yıl bence çok az bir süre…

  3. Santiago dedi ki:

    Teşekkürler, emek harcamışsın ama iyi bir çalışma olmuş..

  4. Havadelisi dedi ki:

    Çok teşekkürler. De Tchiatchef’in “İstanbul ve Boğaziçi”sinde de epey bir iklim bahsi var. Ben de onu bir ara tarayıp yükleyeyim.

    Charles abi bazı yerleri sallamakla (ya da aşırı genellemekle) birlikte, güzel bilgiler vermiş. Öğle ve akşam saatleri arasında 15 derecelik sıcaklık farkı İstanbul’da ancak cephe geçişiyle filan mümkündür, herhalde bir gün güneş batınca üşüdü, ölçmeden yazdı 🙂 Kış mevsimi için söyledikleri gayet gerçekçi, bir de tabii o zamanlar şehrin çok kar tutan kuzey bölgelerinde oturulmadığı için (değil mi?) karın nadiren tuttuğu savı da doğru.

    • anemodulion dedi ki:

      Şehir sadece surların içinden ibaret. Bir de Üsküdar, Beşiktaş, Kadıköy ve Boğaz kıyısı boyunca uzanan küçük köyler var. Okmeydanı hâlâ şehrin dışındaki boş bir arazi…
      Evet, gün içinde 15 derece bir farkın olması mümkün değil İstanbul’da. Bu arada, şu an bulamadım sayfasını ama Charles White kitapta İstanbul’da havanın en güzel olduğu zamanın ekim ayı olduğunu yazmış.

    • Santiago dedi ki:

      Katılıyorum, arada iyi sallamış.. Yazıyla ilgili bazı notlar:

      1) Yağmurlar daha çok ilkbahar ve sonbahar demiş, sonbahar ve kış olacaktı..
      2) Gece çiyi yaz dışında oldukça sık görülür bence..
      3) İlkbahar için 4 mevsimin en kötüsü demiş, bence en güzeli..
      4) O zamanda da yaşlılar soğuklar eskisi gibi değil diyorlarmış.. Biz de yaşlanınca söyler miyiz acaba? 🙂

    • bulut75 dedi ki:

      Ozan hocam 1844’lere döndüğümüzde görüyoruz ki iklim zaten o dönemlerde ılık periyottaymış. Gerek güneş lekeleri açısından, gerek güneş manyetiği açısından, gerek AMO verileri açısından, gerekse genel anlamda soğuk-sıcak periyotlar açısından 1844 ılık bir döneme denk geliyor. Yanılıyor muyum ? (tıklayıp büyütebilirsiniz)

      1

      • Havadelisi dedi ki:

        Gözünden kaçmış sanırım, şekilde sadece oksijen-18 ve güneş lekesi verileri 1844′ü de kapsıyor, ki zaten bunlardan bölgesel iklime dair sonuçlar çıkarmak sağlıklı olmaz. Özellikle oksijen-18 kayıtları çok lokal özellikler gösterir. Doktora tezimde anlattım (bölüm 4). Ama eğer güneş lekesi sayısındaki azalmalar genel olarak daha soğuk dönemleri gösteriyorsa, evet o zaman haklısın, genel olarak o senelerin daha ılık seneler olma ihtimali daha fazla.

        • bulut75 dedi ki:

          Evet hocam haklısın. AMO verilerinde 1800′lü yılların olmaması fena gözümden kaçmış. Fakat güneş manyetiği konusunda ise farkındaydım. Güneş manyetiği çok uzun vadede istikrarlı iniş-çıkışlar gösterdiği için 1800′lü yılların ortalarında güneş manyetiğinin düşük olacağını düşündüm. Ve hocam güneş aktivitesindeki azalmaların soğuk dönemlerin ortaya çıkmasındaki en büyük etken olduğunu savunan bilimadamları çok fazla. Hatta birçoğu soğuk dönemlerin de sıcak dönemlerin de en büyük etkileyicisinin güneş olduğunu söylüyorlar. Temennim Leif Svalgaard’ın iki ihtimali içeren öngörüsünden “güneş aktivitesindeki normal dışı en ufak bir düşüklük bile” ile başlayan öngörüsü gerçekleşir. Saygılar sevgiler…

Yorum yazın...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s