Geçen haftaki sistemde en yoğun kar yağışlarını alan bölgelerden biri de 1. köprü çevre yolu hattı oldu. Bu sabah hala, Ortaköy’ün Jandarma kışlasına bakan sırtlarında, Gayrettepe’de, Çağlayan Haliç arasında ve iş yerime geldiğimde (Bayrampaşa-Topkapı arası) karşımızdaki arsada hala kar vardı. En son karın bu bölgelerde perşembe sabahı yağdığını düşünürsek, tam üzerinden 4 gün geçmesine ve ciddi bir don olayı yaşanmamasına rağmen, varlığını koruyan karlar beni sevindirdi.
Sistem geçti daha yeni yükleyebildim.
Bursa’da “bulgur fırtınası”nın yeni başladığı saatlerde çektiğim bir resim.
Bu video da 11 Aralık sabaha karşı çekildi, graupel yağışı ve rüzgarın en kuvvetli olduğu zamanlar. Rüzgarın hızını bayrağı direğe bağlayan 2 ipten birinin kopmuş olmasından anlayabilirsiniz (taneler çok küçük ve hızlı olduğundan yüksek kalitedir tavsiye edilir).
İnebolu böyle sistemleri yakalamamış olsun yüksek kesimleri hep abartır olayı yine metrelik kar yağmış. 1990’lı yıllarda merakımdan kışın gittiğim köyde 3.5 metre civarındaki karda mahsur kalmıştım.
Resimde Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü verilerine göre Ankara’nın Aralık ayının ilk 15 gününün meteorolojik verilerini görebilirsiniz.Dikkat çeken iki nokta var sıcaklık ve yağış.Ortalama sıcaklık -2.2 ile Aralık ayının ilk 15 gününde normallerin 4 derece civarı altında ölçülmüş.Yağış işe tam bir trajedi.Toplamda 3.3 mm yağış kaydedilmiş.Belki daha da kötüsü uzun vadeli tahminlerde Ankara için ayın 25’ine kadar ciddi bir yağış beklenmiyor.Bu da Aralık ayı ortalaması olan 45-50 kg yağışı yakalamasını neredeyse imkansız yapıyor.Bu kadar soğuk dönemin yağışsız geçmesi cidden fena oldu bizler için. ( NOT:Bu merkez 1050 m rakımdadır Keçiören’e göre farklılıklar gösterebilir)
Ozan Abi, orası öyle ama Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kara gömen tepki siklonu Antalya Körfezi civarında oluşsaydı biz kara gömülecektik. 8 Mart 2011 ve 28 Şubat 2012 sistemlerinde siklon doğru yerde olunca sonucunu aldık. Ayrıca dediğim bu iki sistemde 30 cm’i geçtiğimizi düşünüyorum. Mgm nasıl daha az ölçmeyi başardı ? Bilmiyorum. Hala rekorlarda 05.01.2002 tarihinde ölçülen 30 cm var.
Onlarda 30 cm takıntısı var. Cidden var. 85 sisteminde de 33 cm anons edip yıllar sonra 30 cm dediler. Benim anlamadığım Kuğulu Park’ta nereden baksan 50 cm kar varken Keçiören’de nasıl 30 ölçtüler. Bilmiyorum burada 19 Şubat 85’i hatırlayan var mı Ankaralı olarak..
Benim merak ettigim bir husus aslinda bu; AB’nin nerede olusacagini ve rotasini belirleyen bir mekanizma var mi? Mesela burda NAO pozitif oldugunda kuzey Atlantik’de blok olamayacagindan siklonlar kiyiya paralel degil hizla denize dogru aciliyor falan. Akdeniz icin de boyle genellemeler yapabilir miyiz? Bir de gecen seneden beri bu dogu Akdeniz-guneydogu Anadolu eksenli siklonlar yer yapti, bu hatirladigim ucuncu oldu ayni sekilde.
Wetterzentrale arşiv haritalarını iç geçirerek incelerken farkettim, sanırım polar atak geçen sistemden farklı olarak biraz daha kuzey batıdan sokulduğunda ve yüksek basınç daha batıda kaldığında AB Güney Ege dolaylarında oluşuyor. Bu bir gözlem, doğru mudur, blogda önceden konuşulmuş mudur bilmiyorum.
Bu Amerika denen memlekette polar baskınların hangi sebepten ötürü böyle rahat rahat cirit atabildikleri, hep kafamı kurcalayan bir soru olmuştur. Bizim 36 enlemindeki Antalya’da garibim insanlar 10 yılda bir havada beyaz sinekler görünce adeta çıldırırken, Amerika’da 32 enlemindeki Dallas, 29 enlemindeki Houston gibi deniz seviyesi civarındaki şehirler bile her yıl kar görüyor ve yıllık buzlanma günleri sayıları da İstanbul’dakinden fazla; fazla değilse de daha az değil. Mesela Dallas şu an İstanbul’dan daha soğuk bir Aralık ayı geçiriyor: http://www.wunderground.com/history/airport/KDAL/2013/12/15/MonthlyHistory.html?req_city=NA&req_state=NA&req_statename=NA
6 Aralık günü Dallas’a kar yağmış ve ertesi gün de maksimum sıcaklık -3C olarak gerçekleşmiş !? Bu bahsettiğimiz şehir İstanbul,dan 9-10 enlem daha güneyde ve ben İstanbul’da sıcaklığın -3C’y geçemediği bir Aralık günü hatırlamıyorum. Böyle günleri yanılmıyorsam en son Ocak ve Şubat 2004’te yaşamıştık.
Varmak istediğim nokta şu ki; 41 enlemindeki bu şehre bir polar atak gerçekleşmesi için 1869 (bin sekiz yüz altmış dokuz) tane düşük olasılıklı tesadüfün aynı anda gerçekleşmesi gerekiyorken ve biz de karsızlığımızı Ekvator’un yeterince Kuzeyi’nde bulunmamamıza bağlıyorken; nasıl oluyor da 30.enlemler civarında deniz seviyesindeki bir şehir don olayını buradakinden daha sık yaşayabiliyor, bu kadar sık bir şekilde kuzeyli akımlara maruz kalabiliyor ?
Kutup soğuklarının Amerika kıtasında bu kadar rahatlıkla güneye inebilmesinin özel bir sebebi var mı? Veya bizim bu tür kuzeyli akımlara maruz kalmamızı engelleyen faktör(ler) ne olabilir ? Bilen bir hava delisi aydınlatırsa çok sevinirim. Teşekkürler !
Dünya’da her bölgenin belli bir hava karakteristiği vardır. Bunu oluşturan faktörlerin başında o bölgelerin coğrafi yapıları ön plandadır. Buna okyanus akıntıları eklenebilir. Coğrafi yapıya örnek verecek olursak. Antarktika’nın etrafı denizlerle çevrili olduğu için Kutup soğukları pek kuzeye çıkamaz. Türkiye’nin kuzeyi ile Avustralya’nın güneyi Kutup noktalarına uzaklıkları hemen hemen aynıdır ancak, Avustralya Türkiye gibi çok fazla kar yağışı alamaz. Aşağıdaki linkte arşivlerde bunu görebilirsiniz. Kısacası benim yorumum coğrafi yapı ve deniz akıntıları. http://www.wetter3.de/Archiv/
Kuzey Yarım Küre’den atmosfer olayları batıdan doğuya doğru hareket eder, sıcak okyanus akıntıları da kıtaların en batı taraflarını etkiler. Amerika’nın batısında ise Kuzey-Güney doğrultusunda uzanan yüksek dağlar var, bu dağlar batıdan yani Büyük Okyanus üzerinden gelen ılımanlaştırıcı etkilerin Kıta’ya girmesine engel olur… Mesela Avrupa’da böyle bir engel olmadığından Avrupa’ya batıdan giren ılık hava burada sert kışlar yaşanmasına engel olur.
Sen yukarıda sitem etmişsin ama İstanbul ile aynı enlem üzerinde bulunan Portekiz şehirlerine hiç kar yağmaz, ya da Londra ile aynı enlem üzerinde bulunan Kanada veya Rus sahillerinde kışın denizler donarken, geçen sene Türkiye ile aynı enlem üzerinde bulunan G. Kore’de deniz buz tutmuştu.
Yanlışım varsa düzeltin lütfen
Genel olarak soylenmis, cografi sartlar. Orta Kanada’dan Dallas’a bir hat cekin, bu hattin ortalama yukseltisi 200 metrenin altindadir, arada herhangi bir deniz, buyuk gol vs yoktur, ve nihayet Dallas Antalya gibi denizin ilimanlastirici etkisine dogrudan acik degildir. Ama orada baskin yagis cesidi kardan ziyade buz oluyor, sogumayla yagis her zaman tam cakismadigi icin. Son olarak, bizi tam etkileyemiyor ama basta kuzey duzlukleri yani Dakotalar falan olmak uzere ABD’nin buyuk bolumu epey sert bir kis geciriyor bu sene.
Nükleer enerji, fosil yakıtından elde edilen enerjiden daha iyidir, birçok gelişmiş ülkede nükleer enerji kullanılıyor, korkmaya veya abartmaya gerek yok, patlaması sonucu evet zararı büyükte olsa, dikkatli yapılırsa sorun olmaz, her işte risk vardır.
Fosil yakıtları desteklediğimi söylemedim. Ben yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasından yanayım. Biliyorsunuz ki ülkemiz güneş enerjisi potansiyelinde Avrupa’da 1. sırada, rüzgar enerjisi potansiyelinde ise Avrupa’da 2.sıradadır. Hal böyle iken nükleer saçmalıktır, dış ülkelere bağımlılıktır, ülke paralarının boşa harcanmasıdır. Bizde uranyum yok, Rusya’dan almak zorundayız, ayrıca nükleer atıkları hiçbir ücret almadan yine Ruslara vermek zorundayız ki adamlar güzel güzel nükleer silahlar üretsin diye.
Şimdi nükleerin zararlarından bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz nükleer santrallerde atom parçalanarak enerji üretimi sağlanır, yüksek verim elde edebilirsiniz lakin ortaya çıkardığı radyasyon çevreye korkunç zararlar verir. Topraklar tarım yapılamaz hale gelir. Toprakların veriminin düşmesi yöre halkının yaşam haklarına yapılmış bir gasptır. Radyoaktif maddelerin insanlar ve özellikle çocuklar üzerindeki etkisini anlatmama gerek yok sanırım. Ben çocuklarımın enerji uğruna kanser olmalarını istemezdim… Ayrıca tahmin edersiniz ki nükleer santralleri soğutmak zordur. Bunun için deniz kenarlarına kurulur, böylelikle nükleer santralin çekirdeğini denizden aldıkları suyla soğutabilirler. Kaçırdıkları bir nokta var ki denizler ve okyanuslar bizim soluduğumuz oksijenin %50’sini üretirler. Ve bu soğutma işlemi denizlerimize oldukça zararlıdır. Suyun ısınmasını sağlar, suya radyasyon karışır, balıklar ölür, denizlerdeki yaşam sona erer ve denizlerimiz artık oksijen üretemez hale gelir. Patlama riskinden bahsetmek istemiyorum bile… Ayrıca birçok gelişmiş ülke nükleer santrallerini bir bir kapatıyor ve yenilebilir enerji kaynaklarına yöneliyor, bkz: Almanya, İspanya. Unutmayalım ki bu dünya sadece bizim değil bundan 150-200 yıl sonrada dünya var olacak ve bizler kendi hırslarımız için henüz doğmamış çocukların yaşam haklarını ellerinden alamayız…
Rüzgarda nasıl 2. sıradayız yanımızda İzlanda Alçak Basınç Merkezi var da ben mi bilmiyorum.
Uranyum ve toryum yataklarımız mevcut. Toryum geleceğin enerji kaynağı uranyumdan farklı bir tepkimeyle çalışıyor. Birkaç yıl önce Isparta’da düşen uçakta ölen 3 toryum uzmanımızın basit bir kazada öldüğünü düşünmüyorum.
Uranyum zenginleştirmesini yıllar ilerleyince bizim yapabileceğimizi düşünüyorum. O zaman ülke kategori atlar işte.
Nükleer santraller kapalı devre çalışır. Isınmış radyoaktifli suyu denize boşaltmazlar.
Gelişmiş ülkeler gelişirken enerji ihtiyaçlarını barajlar + kömürle karşıladılar. Sonra petrole ardından Nükleer enerjiye geçtiler. Şimdi bazıları yenilenebilir enerjiye geçiyor. Ancak unutulmamalı ki gelişmiş ülkelerin markalarının üretimlerinin büyük çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerde oluyor. Yani oranlarsak bizden az enerjiye ihtiyaçları var.
Bizde şuanşu an petrol ve doğalgaz aşamasındayız ben bilmediğim için soruyorum nükleer basamağını yaşamadan nasıl yenilenebilir enerji kaynaklarına geçeceğiz ?
Yenilenebilir enerji ne yazık ki verimli değil ve hiç bir zaman olamayacak. Şu anda AB fonları tarafından desteklendiğinden bu konuya yatırım yapılıyor. Ancak işe mühendislik, fizik ve matematik açısından bakarsak en verimsiz enerji yöntemi olduğu ortada.
Geriye hangi enerji üretim yöntemi daha kötü ve tehlikeli sorusu kalıyor.
Kuşkusuz HES’leri ilk sıraya koyarım. İnsanoğlunun doğaya doğrudan midahele ettiği bir yöntem. Kurak bir alanı sulak, sulak bir alanı kurak hale getiriyorsunuz.
Fosil yakıtlara gelince. Ne kadar kirli ve tehlikeli olduğunu sanırım söylemeye gerek yok. Bir Yatağan termik santrali, bir kaç nükleer santralden daha fazla radyasyonu kontrolsüz doğaya salıyor. Unutmayalım ki yalnız kömür değil yer altından çıkan her şeyde radyasyon vardır. Evinizi sık sık havalandırmazsanız, çimento, tuğla, hatta cam derken belirli dozda radyasyona maruz kalırsınız.
Şu durumda, benim görüşüme göre nükleer santraller öne çıkıyor gibi. Öyle mi gerçekten?
Radyoaktif yakıt kullanmayan, kısacası soğuk füzyon bulunana kadar mevcut nükleer enerji en verimlisi gibi görünse de, düşüncem Türkiye’nin enerji üretmeden doğrudan ithal etmesi yönünde. Komik geliyor değil mi? Aslında değil.
Dünyanın en pahalı enerjisini kullandığımız malum. Asıl yapmak istediğim korkunç vergiler değil tam olarak. Tamam. Devlet 7-8 milyar verdiği doğalgaz için halktan 55 milyar topluyor. “Dolaylı” vergi olayı hem sosyal yönden hem de “simit al ekonomi canlansın” rotiği göz önüne alındığında hammadeyi en pahalı kullanan Ülke olarak bizim üretim ve gelişme planlarımızı imkansız kıldığı gerçeği. Ama ben asıl bir başka gerçeğe vurgu yapmak istiyorum. En büyük doğalgaz satıcısı Rusya’dan aldığımız gaza, komşusu olduğumuz gerçeğine rağmen çok daha uzak alıcılardan, aynı miktarda gaza yılda 5-6 milyar dolar daha fazla ödüyoruz!!! Aradaki farkın en az yarısının nereye gittiğini ben şahsen merak ediyorum.
Ben ekonomi konusunda ayrıntılarda boğulan bir insan değilim. Çok basitçe gerçek tablo görülebilir. Örneğin bir ülkenin gerçek ekonomik durumunu anlamak için siyasetçilerin laflarına bakmam. Yurt dışından ne kadar faizle kredi bulabildiğine bakarım. Ödediği faiz oranı Kenya ve Mozambik’ten.. Kısacası yeryüzündeki diğer tüm ülkelerden yüksek ise, ekonomik durumu budur işte. Tefeci eline düşmüş demektir. Neyse. Bu bizimle alakasız(!) örneği bırakıp, aynı basit gerçeği enerji fiyatlarımıza uyarlayalım; Dünyada kabul edilebilir elektrik – euro/cent fiyatları 3.5 – 5 e/cent civarındayken bizde 17-21 e/c arasında ise problem ortada. Hiç uğraşma. Üretme. Git ithal et, vergisiz sat. Sanayi tesislerin üretim yaparken en önemli girdisi düşünce dünya ile rekabet edebilsin.
Biz nükleer enerjinin gerekliliğini tartışırken iki tanesinin kararı verildi. Bir tanesi Ruslar tarafından 70 milyar megavat – yıllık kapasiteli olanı. 25 Milyar USD’ye çıkacak. Ruslar’ın istediği elektrik satış fiyatı 35 dolar cent/mw.. Korkunç bir rakam değil mi? Ee.. Nerede kaldı verimlilik?
Kardeş bu nükleer enerji konusunda insanları anlamıyorum. Güneş enerjisi dışında hiçbir enerji türü zararsız değildir. Güneş enerjisi de çok pahalı bireysellik olması gerekiyor. Ayrıca güvenli değil. Hangi güvenlik dersen enerji güvenli sen fabrikalarını güneş enerjisine güvenip çalıştıramazsın. Devamlılığı yok hava bozunca enerji yok yani.
Nükleer konusunda biz nükleer yapmasak bu işten kurtulmuyoruz. Çernobil de oldu. Ermenistan sınıra 15-20 km mesefade 1960’lı yıllardan kalma santral çalıştırıyor.
Bana kalsa bütün termik santralleri ve barajları yıkalım nükleer yapalım. Barajlar zaten az olan verimli kıyı ovalarımızı alüvyonsuz bırakıyor. Birçok yerde de gerileme başladı.
Termik santraller çevreye en fazla zarar veren üretim şekli zaten.
Dünya’da ülkeler nükleer atıkları bile satmak istemiyor. Çünkü gelecekte öyle bir teknoloji üretilebilir ki onlar değerlenir.
Nükleer şart hükümetinden muhalefetine herkesin beraber çalışıp güvenliğin en üst düzeyde olduğu projeler üretilmeli.
ABD’de nükleer enerji santral sayısı 114
Fransa elektirk enerjisinin %90’ını nükleerden karşılıyor.
Hocam, yenilenebilir enerji şu an kullanılıyor, fakat yeterli değil, hem çok pahalı, hem de masraflı ve çok yer kaplıyor. Büyük şehirler için yetersiz, küçük yerleşim alanları için kullanılıyor zaten, Türkiye’de az kullanılıyor.
Ülkedeki yenilenebilir, yenilenemez kaynaklar ve dış ülke ticareti ve rezervleri ile birlikte emre amade güç 37 bin MW olarak tahmin edilmiş. Ancak puant yük de yani gün içinde en fazla elektrik tüketiminin olduğu andaki tahmini tüketim ise 38 bin MW. Bu da demek oluyor ki TEİAŞ’ın elinde olan güç ile olması planlanan anlık tüketim arasında bin MW kadar bir fark var ve bu fark da aleyhimize. 62 bin MW kurulu gücümüzden bahsetmesini biliyorlar. Ancak bunun içinde termik santrallerin miktarı oldukça fazla ki doğalgaz ile ilgili bir sıkıntı olduğunda emre amadelik de yarı yarıya düşmüş durumda. Rüzgar ise yine beklemediğim bir performans göstermiş, yaz vakti %10 civarında emre amadelikleri de vardı. Güneş enerjisi diye bir kalem yok ama o da olsa hava kapalı iken mucizeler yaratamazdı. Hidroelektrik santralleri en fazla emre amadeliği göstermiş ama onlar da aradaki bin MW farkı kapatmaya yeterli olamamışlar. Bu santralleri de daha fazla yere kurup daha fazla yeri su altında bırakmaya gerek var mı o da tartışılır.
Bizim orada yeni daha yeni kurulacak birkaç doğalgaz santralinin ÇED raporlarını gördüm geçen gün, bin MW üzeri bir kapasite ekleyecekler kurulduğunda entegre sisteme. Ancak sen bu santrallere doğalgaz veremezsen ne olacak? Kış günlerinde bu şekilde elektriksiz kalırız yine. Neyse ki, yazın konutlarda doğalgaz tüketilmiyor da, 38 bin MW üzeri puantları kaldırabiliyoruz.
Nükleer enerji barındırdığı sakıncalar ile oldukça kötü bir teknoloji. Ancak Fransa mesela gücünün yarısını bunlardan üretiyor ve geçen bir bakan da bunun böyle devam edeceğini söylüyordu. Bu işi ne kadar becerebiliriz bilmiyorum, ben de kendimize böyle bir konuda çok güvenemiyorum ama nükleer enerjiye de el atmamız gerektiğini şart görüyorum. Güneş ve rüzgar tabii ki önemli kaynaklar ama sabit bir üretime uygun değiller, şebekemizin çok çok daha akıllı hale getirilmesi gerekli bunlara ağırlık verebilmek için ki, uygun şartlara sahip olmadıklarında emre amadelikleri de oldukça düşük kalabiliyor.
Bu arada Perşembe gününden beri ilk kez birkaç saniyelik aralar hariç TEDAŞ’tan gelen şebeke elektriğini kullanmaya başlayabildik bugün. 🙂
1987 kışından bahsetmek istiyorum. 1986 Aralık ayını da içine katarsak 1987 Ocak ve Şubat ayları İstanbul’da öyle geçti ki hakikaten ılık bir kıştı. Açık söylemem gerekirse 1987 kışının mart ayının başında gelen efsane sistem öncesinde havaların detaylı olarak nasıl geçtiğini, genel anlamda ılık geçmesi dışında pek de hatırlamıyorum. Hatırladığım kısımlar daha çok efsane sisteme yakın zamanları ve efsane sistemi kapsıyor. En net hatırladığım, şubat sonları idi ve sadece gömlek veya sadece tshirt ile geziyorduk. Bu bahsettiğim şubat sonları zamanlarında kalabalık arkadaş grubumuzla Beşiktaş sahile giderek her zaman yaptığımız haylazlıklardan değişik bir örnek sunarak Şubat sonunda denize girmiştik. Hem de pantolonlarımızla girmiştik denize. Hava ılık olmasına rağmen deniz öyle bir soğuktu ki, atlayan alnını tutarak soğuk sudan başının ağırdığını söylüyor ve denize daha girmiyordu. Aynı şey benim de başıma gelmişti. Suyun soğukluğundan başım ağırmıştı. Aradan birkaç gün geçmişti. O sıralar çok koyu Beşiktaş’lı idim. İnönü’deki her maça giderdik. O zamanlar turnike olmadığı için bir büyüğe gidip “abi beni de maça soksana derdik ve bu şekilde sanki kardeşiymişiz gibi maça girerdik. Otam bu sıralar Beşiktaş o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası’nda çeyrek finale yükselmiş ve rakibi de o zamanlardaki tabiriyle “2000’li yılların futbolunu oynayan Damienenko’lu, Blochin’li Dinamo Kiev’di. Maçın oynanacağı gün okulda olacaktım ve maçı izleyemeyecektim. O kadar üzülüyordum ki hatta ağlıyordum. Çocukluk işte. Neyse maçın bir gün öncesi. Akşam yemeğimizi yerken o kadar şiddetli bir yağmur vardı ki, tağmur taneleri pencerelere vurmuyor, adeta saldırıyorlardı. Akşam daha geç vakit o zamanlar, çekileli çok da uzun zaman olmayan Rocky filmi yayınlanıyordu. TRT tek kanaldı. Ve herkes yatmış ben Rocky’i izliyordum. Akşamın geceye yaklaştığı geç bir vakitte annemin kalkarak hadi oğlum yat yarın okula gideceksin dediğini hatırlıyorum. Tamam anne filmi seyredeyim yatacağım dedim. Rocky bitmişti fakat camlara vuran yağmur saldırısı da bitmişti. Herhalde dedim yağmur durdu. Çok da üstünde durmadım. Mutfağa gittiğimi çok iyi hatırlıyorum. Mutfak camı buharlanmış ve sanki üst kattan biri beyaz bir perde veya nevresim silkeliyordu. Camın buğusunu sildim. Lan bu ne laaaan diye bağırmıştım. Hemen mutfağın camından salona koştum. Anti parantez açarak Erzurum’da 1 sene, Hakkari’de 2 sene, Şırnak’ta 2 sene, Erzincan’da 2 sene kaldım ve bakın inanın oralarda bile böyle bir şey görmedim. Oralarda 2 metre kar bile gördüm. Ayrıca buraya yazan derecik’te bulunan arkadaşa da ayrıca selam ederim. Şemdinli’de 2 sene kaldım. Şemdinli’de 2007 kışında merkezde bile 1 metreyi aşkın kar vardı. İşte dedim ya Rocky filminden sonra gördüğüm kar yağışındaki anormalliği oralarda bile görmedim. Salona koştum tenis topu büyüklüğünde ve kar tanelerinin birbirlerine uzaklığı 1 cm falandı herhalde. Bakın inanın tarif edemiyorum o yağışı. Bu yağışa yakın yağışı Alparslan Türkeş’in cenazesinden dönerken Bolu dağında 2 saat yürümek zorunda kaldığımızda görmüştüm ama inanın bu kar yağışının bile yarısı idi ancak. Ben odaları koştura koştura bağırıp çağırırken rahmetli babamın kafama vurduğunu ve “hadi yat” dediğini hatırlıyorum ve ben kar yağıyor dediğimde camdan bakarak onun bile bu normal dışı büyüklük ve yoğunluktaki kar yağışından dolayı hayretler içinde kaldığını hatırlıyorum. Yattım ve sabah olmuştu. Televizyonda haberlerin açık olduğunu hayal meyal duyuyordum. Ha ayrıca bir gün önce meteoroloji İstanbul yağmurlu ve 12-13 derece civaru bir şey demişti. Her akşam hava durumunu takip ederdim. Neyse sabah uyandım ve annem dışarıda çok kar yağdığını okulların tatil edildiğini söyleyince yataktan tam bir manyak gibi fırladım. O hızla az kaldı camdan düşecektim. Bir baktım ki önümüzdeki duvarın yarısı kar olmuş. O duvar yıkıldı fakat aynı yükseklikte daha yeni bir duvar yapıldı. O duvarın yarısı demek benim şu andaki halimle belime kadar gelmesi demek. Bir gecede nasıl böyle olabilirdi. Olsa olsa bu kadar yoğun bir yağışta olabilirdi ancak. Hani kar yorgunu kelimesini kullanmıştım ya. İşte o 3 hafta süren bu sistemde adeta pert olmuştuk. Sistem başlamış ve 3 gün sürmüştü. Ve kar yağışı kesilmişti. Meteoroloji soğuk ve yağışlı havanın etkisini yitirdiğini söylemişti. Hatta okulların açılacağı gün bile söylenmişti. Bir akşam çok iyi hatırlarım yarın İstanbul’a kuvvetli sağanak yağış geliyor denmişti. Vay arkadaş bu yağmur ne gıcık şey demiştim. İşte o tahminin yapıldığı akşamın hemen akabindeki sabahı, yani sağanak yağmur yağacak denen günün sabahı uyandık ki aman Allah’ım. Göz gözü görmüyor. Bu sefer kar duvar boyuna gelmişti. Manzarayı görüp, dizlerimin üstüne çöküp, sevinçten sesli sesli ağladığımı hatırlıyorum. Bu kışla alakalı çok detay var fakat fazla başınızı ağırtmayayım. Sistem içinden bir anıyı paylaşmak istiyorum. O zamanlar hep bulutlara bakardım. Ve bu şekilde kar yağacak mı yağmayacak mı az çok fikir yürütürdüm. Öğlen sıralarıydı. Birkaç gündür kar yağmıyordu. Ve bulutlar her zaman kar yağdığı taraftan değil de aksi taraftan geliyordu. O zamanlar bulutlar kar yağdığı zaman Sarıyer tarafında geliyor, yağmur yağdığının bir kısmında Sarıyer bir kısmında da Eminönü tarafından geliyor derdim. Ama Eminönü tarafından geldiğinde hava hep ılık olurdu o dikkatimi o zamanlar bile çekmişti. Ve bu öğleden sonra bulutlar Eminönü tarafından geliyordu. Eyvah dedim yağmur yağacak. Bir kar başladı. Aman Allah’ım. Çıldırdık. Kendimizi yerlere atmalar. 20 güne yakın sürmüştü. Çok güzel günlerdi. O zamanlardan bu zamana kar sevgim hiç tükenmedi. Özel harekat’ta iken Şırnak’ın dağlarında kar altında yürürken babamın “tamam artık oğlum bu karlı dağlarda saatlerce, günlerce yürüdükten sonra kardan bıkarsın, senin de bu kar sevginden kurtluruz’ şeklinde gülerek şaka ile takılmasına rağmen kar sevgim hiç bitmedi. Baba bu da gol olmadı derdim. Şu anda biraz da duygulandım. Sözü fazla da uzatmadan yine tekrar etmek istiyorum ki, çok da klasik bir cümle olacak ama nerede o eski kışlar sözü çok doğru. İstanbul artık o zamanlardaki gibi uzun süreli sağlam sistemler uğramıyor. 2012’de İtalya’da oluşan alçak basınç olmasa o zamanların bir tekrarı olacaktı.
Ayrıca geçen sene vefat eden 1913 doğumlu mahallemizde çok sevdiğim bir ninemiz vardı. Yaklaşık bir buçuk sene evvel ziyaretine gitmiştim. Benim kar sevdiğimi o da bilir ve bana derdi ki: Kar yağdığında aklıma hep sen geliyorsun derdi 🙂 ona sordum. Aklında kalan çok kar yağan bir kış oldu mu demiştim. Çok oldu demişti. Ama 2 kış fenaydı dedi. 2 kez ayrı ayrı kışlarda buzlar Beşiktaş sahiline gelmişti, günlerce, gecelerce durmadan kar yağmıştı, kar boyumuzu geçmişti, tipide, kar fırtınasında sokaklarda kurtlar dolaşıyordu ve gözlerimizle sokağın ortasında başını göğe kaldırıp uluduklarını görüyorduk derdi. Zannedersem 1929 ve 1954 kışlarından bahsetmişti. Yıllarını sormuştum ama hatırlamamıştı. Tahminim 1929 veya 1954 kışlarını anlatmıştı.
Son olarak, Ozan Mert Göktürk hocamın çok takdir ettiği Leif Svalgaard’ın da aralarında bulunduğu bir grup bilimadamı güneş aktivitesindeki anormal düşüşün ısrarla devam etmesi üzerine ve 25. Döngünün büyük bir minimum olma ihtimalinin de ayrıca her geçen gün artması üzerine bir konferans vererek basın açıklamasında bulunmuşlar. Bu linki ve basın açıklamasının videosunu paylaşıyorum.
Santrallerdeki elektrik üretimi talebi karşılayamadığından tüm Türkiye’de elektrik kesintileri uygulanıyormuş.
Tuzla’da 2 gündür konutlara birer saatlik kesinti uygulanıyor, 3 gündür ise ana caddeler hariç sokak lambaları yanmıyor.
Commandouz (Bayrampaşa-148 m)
Bayrampaşa’da da kesildi akşam saatlerinde, 2 saat sürdü.
Perşembe ve cumaCuma günü Osmanbey, kasımpaşa ve lalelideKasımpaşa ve Laleli’de bazı mahallelerde elektrikler kesilmişti, bunlar benim bildiğim yerler.
Bu sadece Ocak ayı için yaptığı tahmin. Soğuk tarafta kalacak olmamız Batı ve Orta Avrupa’nın hiç sistem almayacağı anlamına gelmez. Ayrıca bu tahminin birebir gerçekleşmesi lazım öncelikle.
ECMWF Şubat ve Mart tahminlerinde biz yine soğuk taraftayız mesela.
Santiago, iyi güzel biz soğuk taraftayız ama, şikayetim var. 1 tane güçlü sistem geliyor sonra haftalarca durgun havalar oluyor, 1929 kışı nasıl geçmiş acaba ?
Kişiye özel kış getiremiyoruz maalesef SpanK efendi 🙂 Mevsimlik tahminimizi dikkatli okusaydın bu olanlara hazırlıklı olurdun..
“Bu sene hava sıcaklıkları geçen seneki kadar inişli çıkışlı seyretmeyecek, uzun süreli durgun ve sakin havalar görülebilecek. Soğuk dönemler de geçen seneye göre daha uzun olacak…”
Google’de arattım, donmuş Boğaz resimleri, insan boyundan yüksek kar resimleri çıktı. 😀 Anlaşılan en iyi kışlardan biri belki de en iyisi.
Benim merak ettiğim o sene, genelde durgun hava mı yaşanmış, yoksa hareketli mi ? Gerçi bir yazıda 55 gün aralıksız kar yağmış diyorlar, o doğruysa bayağı hareketliymiş.
1030 hpa basınç ,850 hpa’da 0 derece ve açık havaya göre 6-7 derece arasında değişen çok iyi bir gece sıcaklığı var şuan. Sistem çıkışı bu kadar iyi bir sıcaklık beklemiyordum açıkçası.
Santiago’nun başımıza musallat ettiği Kanada siklonu yine iş başında. 🙂
Azor ne zaman diklenmeye çalışsa hemen tepesine biniyor. Bkz; GFS12 run 180, 186, 192 saatler..
😦
Hayırlı akşamlar. Erdemli’de 2 gecedir -3 dereceyi görüyoruz Erdemli’nin ortasından geçen dere denize yakın yerde bile kısmen buz tuttu, biraz yüksek yerlerde narenciye ağaçlarının donduğu gelen bilgiler arasında resim çekemediğim için paylaşamadım.
Bir rekor daha. MGM kayıtlarına göre Ankara tüm zamanların en soğuk 14 aralık gecesini bu sabaha karşı yaşadı. -9 olan eski rekor -11.8 olarak kırıldı.
Bu arada MGM nin bana garip gelen bir uygulamasını belirtmek istiyorum. Sanırım MGM eski bazı kayıtları, kalite kontrol standartları zaman içinde değiştiğinden artık dikkate almıyor. Ankara’nın zamanında kaydedilen en düşük hava sıcaklığı -24, – 25 civarındayken artık -21.5 (22.02.1985) olarak veriliyor. Oysa -24 civarında değerlerin 70’li yıllarda en az iki kez daha yakalandığını ve MGM tarafından anons edildiğini çok iyi hatırlıyorum.
MGM’nin uzun vadeli tahmini güncellendi.
Ocak ayında Trakya ile Kars, Ağrı tarafları normalden soğuk öngörülüyor. Şubat ve Mart ayları ise Ülkede mevsim normallerinde.
Soğuk Trakya senaryosu bana kalırsa Orta Avrupa üzerinden gelen ve çakılıp kalan sistemler anlamına geliyor. Geçmişte benzer örneklerini çok gördük. İstanbul’un doğusuna geçemeyen, sürekli lodos ve yağış getiren bloke sistemler. Trakya -10 dereceleri, fırtına ve tipiyi yaşarken biz bolca sıcak tarafta kalacağız anlaşılan. Balkanlar, Orta Avrupa donacak, Sibirya eğer canlanırsa daha çok Avrupa’ya doğu genişleyecek. Bilmiyorum belki abes bir tahmin oldu ama soğuk Trakya senaryosu geçmişte genel olarak hep bu şekilde hayat buldu. Bu sistemlerin çok yavaş doğuya ilerlediği, soğuk cephenin Ankara doğusuna ulaştığı oluyor. Bu tür sistemlerde Eskişehir – Ankara arasında biz sıcak tarafta kaldığımızda cephe gelene kadar 10 – 14 derecelik farklar oluştuğunu hatırlıyorum.
O zaman kum fırtınası vardı. Benzer bir hadise 18 Nisan 2012’de de görülmüştü Ankara’da. O tarihe göre İç Anadolu’daki ve Orta ve Doğu Karadeniz’deki sıcaklıklar dikkat çekici. Sonra o gün, o lodos bandı ulaşınca sıcaklık düşmüştü ve yağış tozların etkisiyle çamur olarak düşmüştü.
Arkadaşlar merhaba. Askerlik süresince 23 gün Mamak’ta, son 2 haftadır da Çankaya Genelkurmay’dayım. Bu Ankara’nın ayazı anlattıkları kadar varmış. Resmen donuyoruz 🙂 Daha kışın başlangıcı ama ben şimdiden bıktım soğuklardan. Gözümde tütüyor Samanlı Dağları 🙂 Ankaralı arkadaşları bu yerlere götürmek lazım ki karın tadına varsınlar diyerek cümlemi bitiriyorum. Herkese hayırlı ve bol karlı günler diliyorum.
Öncelikle hoşgeldiniz diyor, sonrasında da hayırlı tezkereler diliyorum. Gerçekten bir haftadır kesintisiz aşırı soğuklar kabak tadı verdi ve tam bir eziyete dönüştü. Nöbete çıkarsanız eğer dikkat lütfen.
Modellerde özellikle 240 saat ve sonrasının pek iç açıcı çıktılar sunmaması bana moral verdi aslında. Ilıkçı mı oldun Ozan demeyin. Düşünün ki kaç kış geçirdik 240 sonrasındaki efsaneleri bekleyerek. Fakat ne oldu, neredeyse tam tersi oldu çoğunda. Diyelim ki modellerin 240 sonrası birebir tuttu. O zaman söylenecek bir şey yok. Helal olsun siz 2014 itibariyle bu işi çözmüşsünüz derim. Çözdüler mi sizce? Bence henüz böyle bir durum mümkün olmadığı için 300. Saatlere bakıp iç karartmanın bir anlamı yok.
Doğu Kahire’de olmuş bu. Belki rakım olarak kara müsaittir. Kahire çok büyük bir yer neticede, Doğu Kahire dediği yer aslında Kahire merkezine epey uzak olabilir.
Minimum sıcaklık Kahire’de 8 derecenin, İskenderiye’de 6 derecenin altına inememiş, o şartlarda kar olması imkansız. Belki dediğin gibi tepelere yağmıştır, ya da graupel türü bir şeydir.
Rehab City diye doğudaki yeni bir yerleşimden geliyor fotoğraflar. Biraz daha araştırdım, genel olarak “New Cairo” diye adlandırılan bu yeni yerleşimin olduğu yerde rakım 250-350 metre arasında değişiyormuş;
“Snowfall is extremely rare; a very small amount of snow and graupel fell on Cairo’s easternmost suburbs on 13 December 2013, the first time Cairo’s area received snowfall in many decades.”
Bu sistem İc Ege ve İc-Bati Anadolu icin tam bir fiyasko oldu. Aah benim Ankarali kar delisi kardesim, Afyonu, Kutahya’si yarin obur gun kasla goz arasinda 40 cm’yi alir, olan gene sana olur.
Santiago dostum kafa dinleyelim demişsin aklıma 1987, 1992 ve özellikle 1985 kışı geldi. O zamanlar çocuk olduğum için o seneleri doya doya yaşamıştım. Hem de 20’ye yakın arkadaşla. Şimdiki çocuklar sokaklara çıkıp pek oynamıyor. 80’li yılların ortalarında sokakta oynamaktan evin yolunu unuturduk. İşte o 85-87-92 kışlarının bitiminde adeta kar yorgunu olmuştum. Kartopu oynamalar mı dersin, karda 2-3 saat dur durak bilmeden maç yapmalar mı dersin, gece 1’lere kadar her mahallede kalabalık grup insanların yokuştan kaymalar mı dersin. Belediye otobüslerine kartopu atmalar mı dersin. Sürekli mücadele halinde olduğumuz yan mahallenin bizi çatlatmak için kardan eskimo evi yapması mı dersin 🙂 içine girip çay içerlerdi bize nispet yapmak için bizi de çağırırlardı biz ezgin bir şekilde çayımızı yudumlardık 🙂 ama evi muazzam yapmışlardı. Biz altta kalmayalım, madara olmayalım, daha büyüğünü yapalım dedik, hakikaten de daha büyüğünü yaptık. Onları çaya davet ettik. Hava atacağız ya. Evden çayları aldık. Evin içine 20 kişi tıkıştık. Evi pek iyi yapamamıştık. Tam mağrur mağrur kar evinde çayımızı içerken ev üstümüze yıkıldı. Evin altında kaldık. Ağzına bardak girenler ağzı eli kesilenler olmuştu. O mahalledeki arkadaşlar hala hatırlatırlar bu hadiseyi. Kar yağarken amca oğluya bir salon camına, bir oturma odası camına, bir mutfak camına koştururduk o da yetmezmiş gibi 5. kattan aşağıya apartman giriş kapısına oradan da merdivenlerden koşa koşa çatıya çıkardık. Ekmek bulunmazdı tek fırında ekmek olurdu babalarımız dizlerini geçen karda ekmek almaya giderlerdi. Bir keresinde ben de gideyim diye tutturdum, rahmetli hem ekmekleri hem de beni sırtında taşımak zorunda kalmıştı. Bunları niye mi anlattım. Biraz kafa dinleyelim dedin ya işte o yıllarda yaşadığımız günlerce süren bu hengamenin sonunda sistem bittiğinde kar yorgunu olurduk. Aynen dediğin gibi kafa dinlemeye ihtiyacımız olurdu. Evde yatarken gözlerimizi kapattığımızda beyaz kar taneleri uçuşurdu. Beşiktaş sahilde belimize kadar gelen karda oynardık. 80’li yılların ilk yarısındaki o tarz sistemler nedense artık istanbula pek uğramıyor. Baskın yapar gibi uğruyor ve birkaç gün sonra çekip gidiyor. Kar yorgunu olarak bitecek sistemler görmek dileğiyle.
Not: Bu yazıyı yazacağımı ve hangi blogda olacağını hem kendi mahallemdeki, hem de yan mahalledeki birkaç arkadaşa haber verdim. Onlar da okuyacaklar.
Mükemmel anılar, ben de çocukluğumu internet olmadan geçiren nesildenim ve iyi ki de çocukluğumu bilgisayar başında değil de sokaklarda geçirmişim diyebiliyorum.
İçimde kalan tek uhde Florya’nın eşsiz plajlarında gönül rahatlığıyla denize girememektir. Yine buna da şükür, şimdiki çocukları görünce..
Santiago, doğma büyüme Şenlikköylüyüm. 18 yaşına kadar da Beşyol’da yaşadım. Babam Florya Moteller’de çalışırdı. 6 yaşından 15 yaşına kadar bütün yazlarım Florya’da geçmişti. “1970-1979 arası” senin gönül rahatlığıyla giremediğin Florya plajlarının o günkü hallerini anlatsam bugün bir çoğunuz inanmaz. Her şey düşündüğünüzden de güzeldi. Ne yalan söyleyeyim Florya’nın yazı da, kışı da ayrı güzeldir.
Ben de doğma büyüme buralıyım İhsan Abi. Hatta babam ve annem bile çocukken gelmişler, çok eski Floryalıyız.
7-8 yaşıma kadar giriyordum denize, ne olduysa ondan sonra oldu.. Eskiler anlatıyor bize eski Florya’yı, görememek çok üzücü. Yine de hiç değilse hem denizimiz hem ormanımız halen yanı başımızda.
Commandouz (Bayrampaşa-148 m)
Ben sizin gibi Şenlikköylü değilim, çok şanslısınız. İstanbul’un bana göre en güzel yerinde yaşıyorsunuz, yaşamışsınız. Şenlikköy ve hemen yanındaki Zümrütyuva (Basınköy) İstanbul’un en güzel mimarisinin, en güzel yerleşiminin olduğu yerlerdir. Hele ki Yeşilköy bambaşkadır, anlatılmaz yaşanır. Art Nouveau evlerin olduğu müthiş bir yerdir. Boş zamanlarımda hep giderim oralara, sahilde yürürüm, içine çekerim havasını. Ama son zamanlarda burası da çılgın müteahhitlerin rant kapısı oldu ne yazık ki. Hatta Florya’da birkaç villa kaçak olduğu için yıkılmıştı.
O yıllarda internet olmaması çocukluğumuzu doyasıya yaşamamıza sebep olmuştur. Bir mahalle kültürü vardı o zaman.Herkes mahallesinde hangi çocuklar var bilir ve herkes çok sıkı arkadaş olurdu.Mahalleyi hep bir araya toplayan tipler olurdu bunların görevi ev ev dolaşarak bağırarak mahalleyi bir araya toplamaktı. Cemal sesleri hala kulaklarımdadır istersen dışarı çıkma çıkana kadar evin önünden ayrılmazlardı.
Kışın bahçemize kar yağdığı zaman o karların bozulmasına çok kızardım. Gelen sistemler o yıllarda o kadar kuvvetliymiş ki o bozulan bahçeler tekrar defalarca dümdüz olurdu. Hatta yeni yağan karın ne kadar yağdığını bu bozulan yerlerin ne kadar düzeldiğine göre anlardım.
En çok sevdiğim şey ise pencereye doğru gece uyanıp giderken mutlaka gözlerimi kapatır ve yavaş yavaş açardım elimin arasından beyazlığı görürsem birden ellerimi açar ve kalp atışlarım birden hızlanır ne yapacağımı şaşırırdım. Yıl 2013 ve en favori aracımız radar. Radarı iyi okumayı bilenler için kar yağışının ne zaman başlayacağını bilmek bir yana ne kadar süreceğini dahi aşağı yukarı bilmek hem iyi hem kötü…..
Cemal bey inanın aynı duygular. Aynı kar sevgisi. Paylaşımınız için sağolun. Ayrıca “Mahalleyi hep bir araya toplayan tipler olurdu bunların görevi ev ev dolaşarak bağırarak mahalleyi bir araya toplamaktı. Cemal sesleri hala kulaklarımdadır istersen dışarı çıkma çıkana kadar evin önünden ayrılmazlardı.” cümlenize çok güldüm 😀 Aynı anılar. Ortak anılar. Saygılar sunuyorum.
Santiago, benim dikkatimi çeken en önemli husus ECMWF, mevsimlik tahminlerde, özellikle de kış aylarına dair yaptığı mevsimlik tahminlerde bu zamana dek hep ılık gösterirdi. Fakat bu defa normalden soğuk vermekle kalmayıp tüm avrupa kıtasını normalden soğuk verdi. Bugün ayın 13’ü. Jamstec ve IRI’nin güncellenmelerine günler kaldı. İlk defa mevsimlik tahminleri bu kadar merakla bekliyorum. Hakikaten bu defa çok heyecanlıyım. Heyecanıma yenik düşerek marjinal cümleler edip de sonra Ozan hocamdan fırça yemeyeyim 🙂
Doğrudur, böyle bir tablo ben de hatırlamıyorum. ECMWF öyle CFS ve IRI gibi modellere benzemez, bir ay sonrasını yaklaşık olarak kestirebiliyor. Heyecanlı günlere daha var, şimdi biraz kafa dinleyelim 🙂
Ve Santi Aralık’ın ilk yarısındaki enfes sistem biterken, uzunca sürecek sessizliğin burukluğunu hissetmeye başladığımız anlarda gündeme bomba gibi düşen bir haberle geri döner…
Santi ben şu normallerden soğuk Aralık tahmininin bile önümüzdeki 15 günlük süreci de dikkate alırsak gerçekleşmediğini varsayarak, diğer tahminler için umutlu değilim. Geçtiğimiz son sistemin çok ciddi bir sistem olduğunu da belirteyim.
Aralık ilk 14 günü aşağıdaki gibi gerçekleşti bleher, önümüzdeki bir hafta boyunca rüzgarın kuzeyli yönlerden eseceği ve ülke genelinde sıcaklıkların mevsim normallerinin altında gideceği de görülüyor. Bu saatten sonra 2013 Aralık ayının normalden ılık kapanması için ayın son 10 gününde yaz gelmesi lazım 🙂
İşte mesele de bu Ozan Hocanın bu konudaki çalışmasından da anlayacağımız normalden soğuk kış demek bol kar demek değil hele ki Aralık başı sistemi ise hiç değil. 😉
Son geçtiğimiz sistem Havadelisi Blogu kış tahminin neredeyse bire bir örtüştüğünü görüyor ve tahminde emeği geçen arkadaşları canı gönülden tebrik ediyorum.
Sitede birkaç faydalı bilgi ararken, aslında sitenin ne kadar karışık olduğunu gördüm. Yakın zamanda sitenin tasarımında bir güncelleme düşünülüyor mu?
Örneğin sis oluşumuyla ilgili bir şeyler okuyayım dedim, muhakkak konusu geçmiştir ama ben doğrudan bu konuyla ilgili bilgilere kolayca ulaşamıyorum, sitede arama bölümü var mı, ben mi bulamıyorum?
Aranacak kelimeden önce “site:havadelisi.com” ibaresi eklenirse sadece havadelisi içerisinde arayacaktır zaten. Onun dışında wordpress’in kendi arama sayfasında da aynı mantıkla arama yapılabilir. http://en.search.wordpress.com/?q=deneme&site=havadelisi.com
Ben bunların dışında siteye özgü detaylı bir aramadan bahsetmiştim, siz de el atacağınızı belirtmişsiniz zaten. Madem öyle, uzun dönem beklentilerime ekliyorum o zaman, keza bu renkli kışın hareketliliğinde bu iş istesek de olmaz :)…
Önümüzdeki perşembe üç günlüğüne Prag’a gidiyorum. Gitmişken Azor’un genel merkezine de şöyle bir uğrayıp önümüzdeki dönemdeki planlarını konuşayım diyorum. Var mı ileteceğiniz? 🙂
Radar ve uydu görüntüleri arasında gördüğüm bir farklılığı sormak istiyorum. Aşağıdaki iki resim aynı tarih ve saate ait. Fakat uydu görüntüsünde nedense DEK bantları yer almıyor. Bunun sebebi ne olabilir?
Hocam cevap için teşekkürler.. Peki uydu resminde görülen mavi alanlar neyi ifade ediyor? Ben şimdiye kadar hep o alanlarda da yağış var diye yorumluyordum.
Bana öyle geldi ki, kar doğru dürüst tutmasa, sıcaklık 0C’nin altına doğru dürüst düşmese bile, sanki Ankara’nın tüm kış boyunca görebileceği kar yağışını İstanbul bu iki günde gördü bile 🙂
Ankara bilinç altınızda nasıl bir etki bıraktıysa artık… 🙂 Yarın muhtemelen İstanbul’un hiçbir yerinde kar örtüsü kalmamış olacak. Ama üzülmeyin. Ben yarın Ankara’da hala yerde kalan 7 Aralık yağışının resimlerini çeker sizinle paylaşırım. 🙂
Yahu kızma Antibiyotik. Birazcık da olsa takılmak, biz İstanbulluların da hakkı. Bilmiyor muyuz sanki, İstanbul asla Ankara kadar soğuk olmaz. Elbette biliyoruz. Ancak, siz de Ankara’nın İstanbul kadar kar almadığını görmelisiniz bana sorarsan. 🙂
Ben de takılıyorum, takılmasına da. Şu “Ankara İstanbul kadar kar almaz” geyiğine gerçekten inanıyor musunuz merak ediyorum. Yıllık yağan kar miktarını toplasak alt alta her halde 1/4 falan yapar İstanbul.
Aynen öyle! Biz buralarda bi numara göremediğimiz için modelleri takip ediyoruz ama çıkan sonuçlar berbat ötesi!! Hele bir kar bitsin, iyice erisin, bir de sizleri görelim 😀 Tabi şimdi tuzunuz kuru, oh ne âlâ kar keyfini yaşamak!! Sonrasında yine başlayacaksınız “Kar yok mu?” diye feryat etmeye 😀
Hayırlı bir gün diliyorum. Erdemli Balkanlar sisteminden ancak soğuk alabildi. Hava şu an Ankara Havası gibi bize bir Akdeniz yağış sistemi gelmesi lazım. İstanbul ve diğer kar yağan yerlerin kar yağışı hayırlı olsun.
alfam
Günaydın,
An itibariyle Samandıra – Boğaz Köprüsü yolu temiz. Köprü üzerinde yağış yok görüş açık.
Merhabalar.Yaklaşık 2 senedir siteyi takip ediyordum ancak üşengeçlik ve daha çok bilgisizlikten dolayı kayıt olma ihtiyacı hissetmemiştim.Ancak bugün üşengeçliğimi yenerek kayıt olmaya karar verdim.Neyse ben kafama takılan soruyla ilk yorumumu tamamlamak istiyorum.
Bugün Zincirlikuyu’da metrobüs beklerken graupel sağanakları vardı ancak Ayvansaray’da metrobüsden indiğimde lapa lapa kar yağışıyla karşılaştım.Bunun sebebi nedir?Aklıma ilk gelen sıcaklığın veya soğukluğun yetersiz olması nedeniyle yağışın graupel şeklinde olmasıydı ancak bu iki yer arasında o kadar fazla sıcaklık farkının olabilmesi mantıksız geldi.Yağışın graupel veya bildiğimiz kar şeklinde olması neye göre değişiyor?
Hoş geldiniz. Bunun yer seviyesi sıcaklığı ile alakası yok diye biliyorum, fakat detayları Ozan Hoca ya da White Fox’tan birinin anlatmasını rica edelim.
Bu kadar ayrıntısını ben de net bilmiyorum, ama bulut fiziğiyle ilgisi vardır sanırım. Kar/graupel sağanaklarına yol açan bulutlar konvektif (dikine gelişmeli) bulut kategorisine giriyor, bulutun yapısına bağlı olarak bazı yerlerinde su buharı / sıvı su miktarı fazla olabilir, o yerindeki sıcaklık/nem durumu suyun kar taneleri etrafında donmasına dolayısıyla graupel gelişimine elverişli olabilir. Graupelin de içinde kar var sonuçta (buz kılıfı içinde kar). Benim de gözlemim şu oldu bu sistem boyunca, özellikle gökgürültüsü ile başlayan sağanakların baş tarafında yoğun graupel yağışı oluyor, daha sonra saf ve ufak taneli kara dönüyor en sonunda da büyük taneli karla bitiyordu…
İlk kezmiş, şu site kadar kar haberini gıcık sunan bir site yok ya, aynı habere sırf tıklansın diye bir günde 3-4 kere başlığını değiştiklerine şahit oldum.
Daha bu sabah İstanbul’da okullar tatil mi diye, haber yapmışlar sürekli başlığıyla oynayıp sanki valinin fikri değişmiş gibi göstererek tıklanmasını sağlıyorlardı.
Bugün not defterinde yayınladığım fotoğrafların 2002’deki hali, dikkat ederseniz tüm yollar TEM dahil bembeyaz. (Fotoğraf kuzeye bakıyor, Maslak, Sarıyer yönü)
Geçen haftaki sistemde en yoğun kar yağışlarını alan bölgelerden biri de 1. köprü çevre yolu hattı oldu. Bu sabah hala, Ortaköy’ün Jandarma kışlasına bakan sırtlarında, Gayrettepe’de, Çağlayan Haliç arasında ve iş yerime geldiğimde (Bayrampaşa-Topkapı arası) karşımızdaki arsada hala kar vardı. En son karın bu bölgelerde perşembe sabahı yağdığını düşünürsek, tam üzerinden 4 gün geçmesine ve ciddi bir don olayı yaşanmamasına rağmen, varlığını koruyan karlar beni sevindirdi.
Sistem geçti daha yeni yükleyebildim.

Bursa’da “bulgur fırtınası”nın yeni başladığı saatlerde çektiğim bir resim.
Bu video da 11 Aralık sabaha karşı çekildi, graupel yağışı ve rüzgarın en kuvvetli olduğu zamanlar. Rüzgarın hızını bayrağı direğe bağlayan 2 ipten birinin kopmuş olmasından anlayabilirsiniz (taneler çok küçük ve hızlı olduğundan yüksek kalitedir tavsiye edilir).
İnebolu böyle sistemleri yakalamamış olsun yüksek kesimleri hep abartır olayı yine metrelik kar yağmış. 1990’lı yıllarda merakımdan kışın gittiğim köyde 3.5 metre civarındaki karda mahsur kalmıştım.
İyi akşamlar, Ozan bey hazır havalar durgun gidiyorken size bir sorum olacak. Hakkari ve Bitlis çevresine göre neden daha fazla yağış alır?
Bitlis, Akdeniz nemini doğrudan alan bir vadinin ucundaki yüksek bir yerleşim. Bitlis’le Akdeniz nemi arasında ciddi bir yükselti bariyeri yok.
Hakkari’yi incelemedim ama o da benzer durumda olmalı.
Teşekkürler.
İstanbul’da gök gürültülü kar yağışlarına neden olan sistem ile ilgili yazımı aşağıda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.
http://commandouzz.wordpress.com/2013/12/15/10-13-aralik-gokgurultulu-kar-yagislari-degerlendirmesi/
Resimde Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü verilerine göre Ankara’nın Aralık ayının ilk 15 gününün meteorolojik verilerini görebilirsiniz.Dikkat çeken iki nokta var sıcaklık ve yağış.Ortalama sıcaklık -2.2 ile Aralık ayının ilk 15 gününde normallerin 4 derece civarı altında ölçülmüş.Yağış işe tam bir trajedi.Toplamda 3.3 mm yağış kaydedilmiş.Belki daha da kötüsü uzun vadeli tahminlerde Ankara için ayın 25’ine kadar ciddi bir yağış beklenmiyor.Bu da Aralık ayı ortalaması olan 45-50 kg yağışı yakalamasını neredeyse imkansız yapıyor.Bu kadar soğuk dönemin yağışsız geçmesi cidden fena oldu bizler için. ( NOT:Bu merkez 1050 m rakımdadır Keçiören’e göre farklılıklar gösterebilir)

Bu kadar soğuk dönemin yağışsız geçmesi, Ankara için olması gerekendir. Pozitif AO/NAO’nun sonuçları.
O zaman lanet olsun bazı Pozitif AO/NAO’lar :D.Amerikan başkanı dahil herkesi devreye sokalım ıslatalım şu bozkırları biraz:D.
Ozan Abi, orası öyle ama Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kara gömen tepki siklonu Antalya Körfezi civarında oluşsaydı biz kara gömülecektik. 8 Mart 2011 ve 28 Şubat 2012 sistemlerinde siklon doğru yerde olunca sonucunu aldık. Ayrıca dediğim bu iki sistemde 30 cm’i geçtiğimizi düşünüyorum. Mgm nasıl daha az ölçmeyi başardı ? Bilmiyorum. Hala rekorlarda 05.01.2002 tarihinde ölçülen 30 cm var.
Onlarda 30 cm takıntısı var. Cidden var. 85 sisteminde de 33 cm anons edip yıllar sonra 30 cm dediler. Benim anlamadığım Kuğulu Park’ta nereden baksan 50 cm kar varken Keçiören’de nasıl 30 ölçtüler. Bilmiyorum burada 19 Şubat 85’i hatırlayan var mı Ankaralı olarak..
8 Mart 2011 sisteminde 26 cm ölçmüşlerdi.
Benim merak ettigim bir husus aslinda bu; AB’nin nerede olusacagini ve rotasini belirleyen bir mekanizma var mi? Mesela burda NAO pozitif oldugunda kuzey Atlantik’de blok olamayacagindan siklonlar kiyiya paralel degil hizla denize dogru aciliyor falan. Akdeniz icin de boyle genellemeler yapabilir miyiz? Bir de gecen seneden beri bu dogu Akdeniz-guneydogu Anadolu eksenli siklonlar yer yapti, bu hatirladigim ucuncu oldu ayni sekilde.
Wetterzentrale arşiv haritalarını iç geçirerek incelerken farkettim, sanırım polar atak geçen sistemden farklı olarak biraz daha kuzey batıdan sokulduğunda ve yüksek basınç daha batıda kaldığında AB Güney Ege dolaylarında oluşuyor. Bu bir gözlem, doğru mudur, blogda önceden konuşulmuş mudur bilmiyorum.
Bu Amerika denen memlekette polar baskınların hangi sebepten ötürü böyle rahat rahat cirit atabildikleri, hep kafamı kurcalayan bir soru olmuştur. Bizim 36 enlemindeki Antalya’da garibim insanlar 10 yılda bir havada beyaz sinekler görünce adeta çıldırırken, Amerika’da 32 enlemindeki Dallas, 29 enlemindeki Houston gibi deniz seviyesi civarındaki şehirler bile her yıl kar görüyor ve yıllık buzlanma günleri sayıları da İstanbul’dakinden fazla; fazla değilse de daha az değil. Mesela Dallas şu an İstanbul’dan daha soğuk bir Aralık ayı geçiriyor:
http://www.wunderground.com/history/airport/KDAL/2013/12/15/MonthlyHistory.html?req_city=NA&req_state=NA&req_statename=NA
6 Aralık günü Dallas’a kar yağmış ve ertesi gün de maksimum sıcaklık -3C olarak gerçekleşmiş !? Bu bahsettiğimiz şehir İstanbul,dan 9-10 enlem daha güneyde ve ben İstanbul’da sıcaklığın -3C’y geçemediği bir Aralık günü hatırlamıyorum. Böyle günleri yanılmıyorsam en son Ocak ve Şubat 2004’te yaşamıştık.
Varmak istediğim nokta şu ki; 41 enlemindeki bu şehre bir polar atak gerçekleşmesi için 1869 (bin sekiz yüz altmış dokuz) tane düşük olasılıklı tesadüfün aynı anda gerçekleşmesi gerekiyorken ve biz de karsızlığımızı Ekvator’un yeterince Kuzeyi’nde bulunmamamıza bağlıyorken; nasıl oluyor da 30.enlemler civarında deniz seviyesindeki bir şehir don olayını buradakinden daha sık yaşayabiliyor, bu kadar sık bir şekilde kuzeyli akımlara maruz kalabiliyor ?
Kutup soğuklarının Amerika kıtasında bu kadar rahatlıkla güneye inebilmesinin özel bir sebebi var mı? Veya bizim bu tür kuzeyli akımlara maruz kalmamızı engelleyen faktör(ler) ne olabilir ? Bilen bir hava delisi aydınlatırsa çok sevinirim. Teşekkürler !
Bir Akdenizlinin feryadı 🙂
Dağ sıraları önemli.
Çevredeki denizler önemli
Basınç merkezlerine göre konum önemli…
Dünya’da her bölgenin belli bir hava karakteristiği vardır. Bunu oluşturan faktörlerin başında o bölgelerin coğrafi yapıları ön plandadır. Buna okyanus akıntıları eklenebilir. Coğrafi yapıya örnek verecek olursak. Antarktika’nın etrafı denizlerle çevrili olduğu için Kutup soğukları pek kuzeye çıkamaz. Türkiye’nin kuzeyi ile Avustralya’nın güneyi Kutup noktalarına uzaklıkları hemen hemen aynıdır ancak, Avustralya Türkiye gibi çok fazla kar yağışı alamaz. Aşağıdaki linkte arşivlerde bunu görebilirsiniz. Kısacası benim yorumum coğrafi yapı ve deniz akıntıları.
http://www.wetter3.de/Archiv/
Kuzey Yarım Küre’den atmosfer olayları batıdan doğuya doğru hareket eder, sıcak okyanus akıntıları da kıtaların en batı taraflarını etkiler. Amerika’nın batısında ise Kuzey-Güney doğrultusunda uzanan yüksek dağlar var, bu dağlar batıdan yani Büyük Okyanus üzerinden gelen ılımanlaştırıcı etkilerin Kıta’ya girmesine engel olur… Mesela Avrupa’da böyle bir engel olmadığından Avrupa’ya batıdan giren ılık hava burada sert kışlar yaşanmasına engel olur.
Sen yukarıda sitem etmişsin ama İstanbul ile aynı enlem üzerinde bulunan Portekiz şehirlerine hiç kar yağmaz, ya da Londra ile aynı enlem üzerinde bulunan Kanada veya Rus sahillerinde kışın denizler donarken, geçen sene Türkiye ile aynı enlem üzerinde bulunan G. Kore’de deniz buz tutmuştu.
Yanlışım varsa düzeltin lütfen
Peki Atlantik’teki kasırgalar nasıl doğudan batıya doğru hareket ediyor? Üstatlar cevaplayabilirse sevinirim 🙂
Genel olarak soylenmis, cografi sartlar. Orta Kanada’dan Dallas’a bir hat cekin, bu hattin ortalama yukseltisi 200 metrenin altindadir, arada herhangi bir deniz, buyuk gol vs yoktur, ve nihayet Dallas Antalya gibi denizin ilimanlastirici etkisine dogrudan acik degildir. Ama orada baskin yagis cesidi kardan ziyade buz oluyor, sogumayla yagis her zaman tam cakismadigi icin. Son olarak, bizi tam etkileyemiyor ama basta kuzey duzlukleri yani Dakotalar falan olmak uzere ABD’nin buyuk bolumu epey sert bir kis geciriyor bu sene.
Day 8… 🙂 Aradan 8 gün geçmesine rağmen yerde halen kar olmasının keyfine, üstelik henüz aralık ayı ilk yarısında paha biçilemez. Bugün Çankaya.
Radarda, size giderek yaklaştığını gördüğünüz o sarı-yeşil kütle Akçaabat’ta görüntülenmiş !
Kaynak Havaturka.
Muhammet Ali bey sağ alttaki ismi silmeyi unutmuş galiba 🙂 Ama güzel fotoğraf.
Havadelisi.com son 1 hafta görüntülenme sayıları… Havaya şiddetli ilgiden sonra dinlenme / işe güce bakma dönemi…
Nam-ı diğer kestane dönemi.. 🙂
3.000 tık yapmışım 😀 Telefon hariç..
Elektrik kesintilerinin tek sebebi; “Nükleer santraller gereklidir” demenin alt yapısını hazırlamaktır. En azından ben böyle düşünüyorum.
Nükleer enerji, fosil yakıtından elde edilen enerjiden daha iyidir, birçok gelişmiş ülkede nükleer enerji kullanılıyor, korkmaya veya abartmaya gerek yok, patlaması sonucu evet zararı büyükte olsa, dikkatli yapılırsa sorun olmaz, her işte risk vardır.
Fosil yakıtları desteklediğimi söylemedim. Ben yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasından yanayım. Biliyorsunuz ki ülkemiz güneş enerjisi potansiyelinde Avrupa’da 1. sırada, rüzgar enerjisi potansiyelinde ise Avrupa’da 2.sıradadır. Hal böyle iken nükleer saçmalıktır, dış ülkelere bağımlılıktır, ülke paralarının boşa harcanmasıdır. Bizde uranyum yok, Rusya’dan almak zorundayız, ayrıca nükleer atıkları hiçbir ücret almadan yine Ruslara vermek zorundayız ki adamlar güzel güzel nükleer silahlar üretsin diye.
Şimdi nükleerin zararlarından bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz nükleer santrallerde atom parçalanarak enerji üretimi sağlanır, yüksek verim elde edebilirsiniz lakin ortaya çıkardığı radyasyon çevreye korkunç zararlar verir. Topraklar tarım yapılamaz hale gelir. Toprakların veriminin düşmesi yöre halkının yaşam haklarına yapılmış bir gasptır. Radyoaktif maddelerin insanlar ve özellikle çocuklar üzerindeki etkisini anlatmama gerek yok sanırım. Ben çocuklarımın enerji uğruna kanser olmalarını istemezdim… Ayrıca tahmin edersiniz ki nükleer santralleri soğutmak zordur. Bunun için deniz kenarlarına kurulur, böylelikle nükleer santralin çekirdeğini denizden aldıkları suyla soğutabilirler. Kaçırdıkları bir nokta var ki denizler ve okyanuslar bizim soluduğumuz oksijenin %50’sini üretirler. Ve bu soğutma işlemi denizlerimize oldukça zararlıdır. Suyun ısınmasını sağlar, suya radyasyon karışır, balıklar ölür, denizlerdeki yaşam sona erer ve denizlerimiz artık oksijen üretemez hale gelir. Patlama riskinden bahsetmek istemiyorum bile… Ayrıca birçok gelişmiş ülke nükleer santrallerini bir bir kapatıyor ve yenilebilir enerji kaynaklarına yöneliyor, bkz: Almanya, İspanya. Unutmayalım ki bu dünya sadece bizim değil bundan 150-200 yıl sonrada dünya var olacak ve bizler kendi hırslarımız için henüz doğmamış çocukların yaşam haklarını ellerinden alamayız…
Rüzgarda nasıl 2. sıradayız yanımızda İzlanda Alçak Basınç Merkezi var da ben mi bilmiyorum.
Uranyum ve toryum yataklarımız mevcut. Toryum geleceğin enerji kaynağı uranyumdan farklı bir tepkimeyle çalışıyor. Birkaç yıl önce Isparta’da düşen uçakta ölen 3 toryum uzmanımızın basit bir kazada öldüğünü düşünmüyorum.
Uranyum zenginleştirmesini yıllar ilerleyince bizim yapabileceğimizi düşünüyorum. O zaman ülke kategori atlar işte.
Nükleer santraller kapalı devre çalışır. Isınmış radyoaktifli suyu denize boşaltmazlar.
Gelişmiş ülkeler gelişirken enerji ihtiyaçlarını barajlar + kömürle karşıladılar. Sonra petrole ardından Nükleer enerjiye geçtiler. Şimdi bazıları yenilenebilir enerjiye geçiyor. Ancak unutulmamalı ki gelişmiş ülkelerin markalarının üretimlerinin büyük çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerde oluyor. Yani oranlarsak bizden az enerjiye ihtiyaçları var.
Bizde
şuanşu an petrol ve doğalgaz aşamasındayız ben bilmediğim için soruyorum nükleer basamağını yaşamadan nasıl yenilenebilir enerji kaynaklarına geçeceğiz ?Yenilenebilir enerji ne yazık ki verimli değil ve hiç bir zaman olamayacak. Şu anda AB fonları tarafından desteklendiğinden bu konuya yatırım yapılıyor. Ancak işe mühendislik, fizik ve matematik açısından bakarsak en verimsiz enerji yöntemi olduğu ortada.
Geriye hangi enerji üretim yöntemi daha kötü ve tehlikeli sorusu kalıyor.
Kuşkusuz HES’leri ilk sıraya koyarım. İnsanoğlunun doğaya doğrudan midahele ettiği bir yöntem. Kurak bir alanı sulak, sulak bir alanı kurak hale getiriyorsunuz.
Fosil yakıtlara gelince. Ne kadar kirli ve tehlikeli olduğunu sanırım söylemeye gerek yok. Bir Yatağan termik santrali, bir kaç nükleer santralden daha fazla radyasyonu kontrolsüz doğaya salıyor. Unutmayalım ki yalnız kömür değil yer altından çıkan her şeyde radyasyon vardır. Evinizi sık sık havalandırmazsanız, çimento, tuğla, hatta cam derken belirli dozda radyasyona maruz kalırsınız.
Şu durumda, benim görüşüme göre nükleer santraller öne çıkıyor gibi. Öyle mi gerçekten?
Radyoaktif yakıt kullanmayan, kısacası soğuk füzyon bulunana kadar mevcut nükleer enerji en verimlisi gibi görünse de, düşüncem Türkiye’nin enerji üretmeden doğrudan ithal etmesi yönünde. Komik geliyor değil mi? Aslında değil.
Dünyanın en pahalı enerjisini kullandığımız malum. Asıl yapmak istediğim korkunç vergiler değil tam olarak. Tamam. Devlet 7-8 milyar verdiği doğalgaz için halktan 55 milyar topluyor. “Dolaylı” vergi olayı hem sosyal yönden hem de “simit al ekonomi canlansın” rotiği göz önüne alındığında hammadeyi en pahalı kullanan Ülke olarak bizim üretim ve gelişme planlarımızı imkansız kıldığı gerçeği. Ama ben asıl bir başka gerçeğe vurgu yapmak istiyorum. En büyük doğalgaz satıcısı Rusya’dan aldığımız gaza, komşusu olduğumuz gerçeğine rağmen çok daha uzak alıcılardan, aynı miktarda gaza yılda 5-6 milyar dolar daha fazla ödüyoruz!!! Aradaki farkın en az yarısının nereye gittiğini ben şahsen merak ediyorum.
Ben ekonomi konusunda ayrıntılarda boğulan bir insan değilim. Çok basitçe gerçek tablo görülebilir. Örneğin bir ülkenin gerçek ekonomik durumunu anlamak için siyasetçilerin laflarına bakmam. Yurt dışından ne kadar faizle kredi bulabildiğine bakarım. Ödediği faiz oranı Kenya ve Mozambik’ten.. Kısacası yeryüzündeki diğer tüm ülkelerden yüksek ise, ekonomik durumu budur işte. Tefeci eline düşmüş demektir. Neyse. Bu bizimle alakasız(!) örneği bırakıp, aynı basit gerçeği enerji fiyatlarımıza uyarlayalım; Dünyada kabul edilebilir elektrik – euro/cent fiyatları 3.5 – 5 e/cent civarındayken bizde 17-21 e/c arasında ise problem ortada. Hiç uğraşma. Üretme. Git ithal et, vergisiz sat. Sanayi tesislerin üretim yaparken en önemli girdisi düşünce dünya ile rekabet edebilsin.
Biz nükleer enerjinin gerekliliğini tartışırken iki tanesinin kararı verildi. Bir tanesi Ruslar tarafından 70 milyar megavat – yıllık kapasiteli olanı. 25 Milyar USD’ye çıkacak. Ruslar’ın istediği elektrik satış fiyatı 35 dolar cent/mw.. Korkunç bir rakam değil mi? Ee.. Nerede kaldı verimlilik?
İktisat hocamın bir sözü var “Zayıf devletler halkından fahiş vergiler alarak ayakta kalırlar” o geldi birden aklıma
Kardeş bu nükleer enerji konusunda insanları anlamıyorum. Güneş enerjisi dışında hiçbir enerji türü zararsız değildir. Güneş enerjisi de çok pahalı bireysellik olması gerekiyor. Ayrıca güvenli değil. Hangi güvenlik dersen enerji güvenli sen fabrikalarını güneş enerjisine güvenip çalıştıramazsın. Devamlılığı yok hava bozunca enerji yok yani.
Nükleer konusunda biz nükleer yapmasak bu işten kurtulmuyoruz. Çernobil de oldu. Ermenistan sınıra 15-20 km mesefade 1960’lı yıllardan kalma santral çalıştırıyor.
Bana kalsa bütün termik santralleri ve barajları yıkalım nükleer yapalım. Barajlar zaten az olan verimli kıyı ovalarımızı alüvyonsuz bırakıyor. Birçok yerde de gerileme başladı.
Termik santraller çevreye en fazla zarar veren üretim şekli zaten.
Dünya’da ülkeler nükleer atıkları bile satmak istemiyor. Çünkü gelecekte öyle bir teknoloji üretilebilir ki onlar değerlenir.
Nükleer şart hükümetinden muhalefetine herkesin beraber çalışıp güvenliğin en üst düzeyde olduğu projeler üretilmeli.
ABD’de nükleer enerji santral sayısı 114
Fransa elektirk enerjisinin %90’ını nükleerden karşılıyor.
Hocam, yenilenebilir enerji şu an kullanılıyor, fakat yeterli değil, hem çok pahalı, hem de masraflı ve çok yer kaplıyor. Büyük şehirler için yetersiz, küçük yerleşim alanları için kullanılıyor zaten, Türkiye’de az kullanılıyor.
Bir de TEİAŞ’ın bir tahmini alınabilir güç durumuna bakalım. 12.12.2013 tarihinde yayınlanmış.
http://www.teias.gov.tr/Yukdagitim/ARALIK%202013%20GÜÇ%20DURUMU/13%20ARALIK%202013gunlukalinabilirgucint.xls
Ülkedeki yenilenebilir, yenilenemez kaynaklar ve dış ülke ticareti ve rezervleri ile birlikte emre amade güç 37 bin MW olarak tahmin edilmiş. Ancak puant yük de yani gün içinde en fazla elektrik tüketiminin olduğu andaki tahmini tüketim ise 38 bin MW. Bu da demek oluyor ki TEİAŞ’ın elinde olan güç ile olması planlanan anlık tüketim arasında bin MW kadar bir fark var ve bu fark da aleyhimize. 62 bin MW kurulu gücümüzden bahsetmesini biliyorlar. Ancak bunun içinde termik santrallerin miktarı oldukça fazla ki doğalgaz ile ilgili bir sıkıntı olduğunda emre amadelik de yarı yarıya düşmüş durumda. Rüzgar ise yine beklemediğim bir performans göstermiş, yaz vakti %10 civarında emre amadelikleri de vardı. Güneş enerjisi diye bir kalem yok ama o da olsa hava kapalı iken mucizeler yaratamazdı. Hidroelektrik santralleri en fazla emre amadeliği göstermiş ama onlar da aradaki bin MW farkı kapatmaya yeterli olamamışlar. Bu santralleri de daha fazla yere kurup daha fazla yeri su altında bırakmaya gerek var mı o da tartışılır.
Bizim orada yeni daha yeni kurulacak birkaç doğalgaz santralinin ÇED raporlarını gördüm geçen gün, bin MW üzeri bir kapasite ekleyecekler kurulduğunda entegre sisteme. Ancak sen bu santrallere doğalgaz veremezsen ne olacak? Kış günlerinde bu şekilde elektriksiz kalırız yine. Neyse ki, yazın konutlarda doğalgaz tüketilmiyor da, 38 bin MW üzeri puantları kaldırabiliyoruz.
Nükleer enerji barındırdığı sakıncalar ile oldukça kötü bir teknoloji. Ancak Fransa mesela gücünün yarısını bunlardan üretiyor ve geçen bir bakan da bunun böyle devam edeceğini söylüyordu. Bu işi ne kadar becerebiliriz bilmiyorum, ben de kendimize böyle bir konuda çok güvenemiyorum ama nükleer enerjiye de el atmamız gerektiğini şart görüyorum. Güneş ve rüzgar tabii ki önemli kaynaklar ama sabit bir üretime uygun değiller, şebekemizin çok çok daha akıllı hale getirilmesi gerekli bunlara ağırlık verebilmek için ki, uygun şartlara sahip olmadıklarında emre amadelikleri de oldukça düşük kalabiliyor.
Bu arada Perşembe gününden beri ilk kez birkaç saniyelik aralar hariç TEDAŞ’tan gelen şebeke elektriğini kullanmaya başlayabildik bugün. 🙂
Fotoğraflar, Espiye ilçesine bağlı 500 mt. rakımlı Soğukpınar beldesinden. Beldede üç gündür elektrik kesintisi var.
1987 kışından bahsetmek istiyorum. 1986 Aralık ayını da içine katarsak 1987 Ocak ve Şubat ayları İstanbul’da öyle geçti ki hakikaten ılık bir kıştı. Açık söylemem gerekirse 1987 kışının mart ayının başında gelen efsane sistem öncesinde havaların detaylı olarak nasıl geçtiğini, genel anlamda ılık geçmesi dışında pek de hatırlamıyorum. Hatırladığım kısımlar daha çok efsane sisteme yakın zamanları ve efsane sistemi kapsıyor. En net hatırladığım, şubat sonları idi ve sadece gömlek veya sadece tshirt ile geziyorduk. Bu bahsettiğim şubat sonları zamanlarında kalabalık arkadaş grubumuzla Beşiktaş sahile giderek her zaman yaptığımız haylazlıklardan değişik bir örnek sunarak Şubat sonunda denize girmiştik. Hem de pantolonlarımızla girmiştik denize. Hava ılık olmasına rağmen deniz öyle bir soğuktu ki, atlayan alnını tutarak soğuk sudan başının ağırdığını söylüyor ve denize daha girmiyordu. Aynı şey benim de başıma gelmişti. Suyun soğukluğundan başım ağırmıştı. Aradan birkaç gün geçmişti. O sıralar çok koyu Beşiktaş’lı idim. İnönü’deki her maça giderdik. O zamanlar turnike olmadığı için bir büyüğe gidip “abi beni de maça soksana derdik ve bu şekilde sanki kardeşiymişiz gibi maça girerdik. Otam bu sıralar Beşiktaş o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası’nda çeyrek finale yükselmiş ve rakibi de o zamanlardaki tabiriyle “2000’li yılların futbolunu oynayan Damienenko’lu, Blochin’li Dinamo Kiev’di. Maçın oynanacağı gün okulda olacaktım ve maçı izleyemeyecektim. O kadar üzülüyordum ki hatta ağlıyordum. Çocukluk işte. Neyse maçın bir gün öncesi. Akşam yemeğimizi yerken o kadar şiddetli bir yağmur vardı ki, tağmur taneleri pencerelere vurmuyor, adeta saldırıyorlardı. Akşam daha geç vakit o zamanlar, çekileli çok da uzun zaman olmayan Rocky filmi yayınlanıyordu. TRT tek kanaldı. Ve herkes yatmış ben Rocky’i izliyordum. Akşamın geceye yaklaştığı geç bir vakitte annemin kalkarak hadi oğlum yat yarın okula gideceksin dediğini hatırlıyorum. Tamam anne filmi seyredeyim yatacağım dedim. Rocky bitmişti fakat camlara vuran yağmur saldırısı da bitmişti. Herhalde dedim yağmur durdu. Çok da üstünde durmadım. Mutfağa gittiğimi çok iyi hatırlıyorum. Mutfak camı buharlanmış ve sanki üst kattan biri beyaz bir perde veya nevresim silkeliyordu. Camın buğusunu sildim. Lan bu ne laaaan diye bağırmıştım. Hemen mutfağın camından salona koştum. Anti parantez açarak Erzurum’da 1 sene, Hakkari’de 2 sene, Şırnak’ta 2 sene, Erzincan’da 2 sene kaldım ve bakın inanın oralarda bile böyle bir şey görmedim. Oralarda 2 metre kar bile gördüm. Ayrıca buraya yazan derecik’te bulunan arkadaşa da ayrıca selam ederim. Şemdinli’de 2 sene kaldım. Şemdinli’de 2007 kışında merkezde bile 1 metreyi aşkın kar vardı. İşte dedim ya Rocky filminden sonra gördüğüm kar yağışındaki anormalliği oralarda bile görmedim. Salona koştum tenis topu büyüklüğünde ve kar tanelerinin birbirlerine uzaklığı 1 cm falandı herhalde. Bakın inanın tarif edemiyorum o yağışı. Bu yağışa yakın yağışı Alparslan Türkeş’in cenazesinden dönerken Bolu dağında 2 saat yürümek zorunda kaldığımızda görmüştüm ama inanın bu kar yağışının bile yarısı idi ancak. Ben odaları koştura koştura bağırıp çağırırken rahmetli babamın kafama vurduğunu ve “hadi yat” dediğini hatırlıyorum ve ben kar yağıyor dediğimde camdan bakarak onun bile bu normal dışı büyüklük ve yoğunluktaki kar yağışından dolayı hayretler içinde kaldığını hatırlıyorum. Yattım ve sabah olmuştu. Televizyonda haberlerin açık olduğunu hayal meyal duyuyordum. Ha ayrıca bir gün önce meteoroloji İstanbul yağmurlu ve 12-13 derece civaru bir şey demişti. Her akşam hava durumunu takip ederdim. Neyse sabah uyandım ve annem dışarıda çok kar yağdığını okulların tatil edildiğini söyleyince yataktan tam bir manyak gibi fırladım. O hızla az kaldı camdan düşecektim. Bir baktım ki önümüzdeki duvarın yarısı kar olmuş. O duvar yıkıldı fakat aynı yükseklikte daha yeni bir duvar yapıldı. O duvarın yarısı demek benim şu andaki halimle belime kadar gelmesi demek. Bir gecede nasıl böyle olabilirdi. Olsa olsa bu kadar yoğun bir yağışta olabilirdi ancak. Hani kar yorgunu kelimesini kullanmıştım ya. İşte o 3 hafta süren bu sistemde adeta pert olmuştuk. Sistem başlamış ve 3 gün sürmüştü. Ve kar yağışı kesilmişti. Meteoroloji soğuk ve yağışlı havanın etkisini yitirdiğini söylemişti. Hatta okulların açılacağı gün bile söylenmişti. Bir akşam çok iyi hatırlarım yarın İstanbul’a kuvvetli sağanak yağış geliyor denmişti. Vay arkadaş bu yağmur ne gıcık şey demiştim. İşte o tahminin yapıldığı akşamın hemen akabindeki sabahı, yani sağanak yağmur yağacak denen günün sabahı uyandık ki aman Allah’ım. Göz gözü görmüyor. Bu sefer kar duvar boyuna gelmişti. Manzarayı görüp, dizlerimin üstüne çöküp, sevinçten sesli sesli ağladığımı hatırlıyorum. Bu kışla alakalı çok detay var fakat fazla başınızı ağırtmayayım. Sistem içinden bir anıyı paylaşmak istiyorum. O zamanlar hep bulutlara bakardım. Ve bu şekilde kar yağacak mı yağmayacak mı az çok fikir yürütürdüm. Öğlen sıralarıydı. Birkaç gündür kar yağmıyordu. Ve bulutlar her zaman kar yağdığı taraftan değil de aksi taraftan geliyordu. O zamanlar bulutlar kar yağdığı zaman Sarıyer tarafında geliyor, yağmur yağdığının bir kısmında Sarıyer bir kısmında da Eminönü tarafından geliyor derdim. Ama Eminönü tarafından geldiğinde hava hep ılık olurdu o dikkatimi o zamanlar bile çekmişti. Ve bu öğleden sonra bulutlar Eminönü tarafından geliyordu. Eyvah dedim yağmur yağacak. Bir kar başladı. Aman Allah’ım. Çıldırdık. Kendimizi yerlere atmalar. 20 güne yakın sürmüştü. Çok güzel günlerdi. O zamanlardan bu zamana kar sevgim hiç tükenmedi. Özel harekat’ta iken Şırnak’ın dağlarında kar altında yürürken babamın “tamam artık oğlum bu karlı dağlarda saatlerce, günlerce yürüdükten sonra kardan bıkarsın, senin de bu kar sevginden kurtluruz’ şeklinde gülerek şaka ile takılmasına rağmen kar sevgim hiç bitmedi. Baba bu da gol olmadı derdim. Şu anda biraz da duygulandım. Sözü fazla da uzatmadan yine tekrar etmek istiyorum ki, çok da klasik bir cümle olacak ama nerede o eski kışlar sözü çok doğru. İstanbul artık o zamanlardaki gibi uzun süreli sağlam sistemler uğramıyor. 2012’de İtalya’da oluşan alçak basınç olmasa o zamanların bir tekrarı olacaktı.
Ayrıca geçen sene vefat eden 1913 doğumlu mahallemizde çok sevdiğim bir ninemiz vardı. Yaklaşık bir buçuk sene evvel ziyaretine gitmiştim. Benim kar sevdiğimi o da bilir ve bana derdi ki: Kar yağdığında aklıma hep sen geliyorsun derdi 🙂 ona sordum. Aklında kalan çok kar yağan bir kış oldu mu demiştim. Çok oldu demişti. Ama 2 kış fenaydı dedi. 2 kez ayrı ayrı kışlarda buzlar Beşiktaş sahiline gelmişti, günlerce, gecelerce durmadan kar yağmıştı, kar boyumuzu geçmişti, tipide, kar fırtınasında sokaklarda kurtlar dolaşıyordu ve gözlerimizle sokağın ortasında başını göğe kaldırıp uluduklarını görüyorduk derdi. Zannedersem 1929 ve 1954 kışlarından bahsetmişti. Yıllarını sormuştum ama hatırlamamıştı. Tahminim 1929 veya 1954 kışlarını anlatmıştı.
Son olarak, Ozan Mert Göktürk hocamın çok takdir ettiği Leif Svalgaard’ın da aralarında bulunduğu bir grup bilimadamı güneş aktivitesindeki anormal düşüşün ısrarla devam etmesi üzerine ve 25. Döngünün büyük bir minimum olma ihtimalinin de ayrıca her geçen gün artması üzerine bir konferans vererek basın açıklamasında bulunmuşlar. Bu linki ve basın açıklamasının videosunu paylaşıyorum.
Yüreğine sağlık üstat, o günleri hatırlamayanlara tekrar yaşattın 🙂
Santrallerdeki elektrik üretimi talebi karşılayamadığından tüm Türkiye’de elektrik kesintileri uygulanıyormuş.
Tuzla’da 2 gündür konutlara birer saatlik kesinti uygulanıyor, 3 gündür ise ana caddeler hariç sokak lambaları yanmıyor.
Bayrampaşa’da da kesildi akşam saatlerinde, 2 saat sürdü.
Perşembe ve
cumaCuma günü Osmanbey,kasımpaşa ve lalelideKasımpaşa ve Laleli’de bazı mahallelerde elektrikler kesilmişti, bunlar benim bildiğim yerler.ECMWF Ocak Ayı Tahmini:
1929 Kışı:
Ankara’nın üzerindeki mavi daha koyu 😀 Ayrıca bir sorum olacak Batı ve Doğu Avrupa aynı anda nasıl beraber soğuk olabiliyor ?
Bakınız 2012 Sibirya sistemi 🙂
İyi de bu kış defalarca soğuk taraftayız, Batı Avrupa sıcak tarafta, biz soğuk taraftayız yorumları yapıldı.
Bu sadece Ocak ayı için yaptığı tahmin. Soğuk tarafta kalacak olmamız Batı ve Orta Avrupa’nın hiç sistem almayacağı anlamına gelmez. Ayrıca bu tahminin birebir gerçekleşmesi lazım öncelikle.
ECMWF Şubat ve Mart tahminlerinde biz yine soğuk taraftayız mesela.
Sen bu soğukçu paylaşımları yaptıkça AO NAO fırlıyor. Borsa gibi resmen manipülasyon yapma 😀
Aralık ayını kapattık Ocak ayını da kaybetmeyelim.
Bence sen ukalalık yaptıkça modeller bozuluyor, tam tersine ne zaman yararlı paylaşımlar yapsan modeller düzeliyor.
Kesin bilgi. 🙂
Santiago, iyi güzel biz soğuk taraftayız ama, şikayetim var. 1 tane güçlü sistem geliyor sonra haftalarca durgun havalar oluyor, 1929 kışı nasıl geçmiş acaba ?
Kişiye özel kış getiremiyoruz maalesef SpanK efendi 🙂 Mevsimlik tahminimizi dikkatli okusaydın bu olanlara hazırlıklı olurdun..
“Bu sene hava sıcaklıkları geçen seneki kadar inişli çıkışlı seyretmeyecek, uzun süreli durgun ve sakin havalar görülebilecek. Soğuk dönemler de geçen seneye göre daha uzun olacak…”
Okudum Santiago. 😀 Ben şeyi merak ediyorum, 1929 yılında İstanbul’da yine böyle durgun ama soğuk mu geçmiş? bilginiz var mıdır?
Var tabii. Bu siteye üye olan herkesin var bir senin yok herhalde. Söylemiyorum, gir Google’da araştır 1929 kışını 🙂
Google’de arattım, donmuş Boğaz resimleri, insan boyundan yüksek kar resimleri çıktı. 😀 Anlaşılan en iyi kışlardan biri belki de en iyisi.
Benim merak ettiğim o sene, genelde durgun hava mı yaşanmış, yoksa hareketli mi ? Gerçi bir yazıda 55 gün aralıksız kar yağmış diyorlar, o doğruysa bayağı hareketliymiş.
1030 hpa basınç ,850 hpa’da 0 derece ve açık havaya göre 6-7 derece arasında değişen çok iyi bir gece sıcaklığı var şuan. Sistem çıkışı bu kadar iyi bir sıcaklık beklemiyordum açıkçası.
Santiago’nun başımıza musallat ettiği Kanada siklonu yine iş başında. 🙂
Azor ne zaman diklenmeye çalışsa hemen tepesine biniyor. Bkz; GFS12 run 180, 186, 192 saatler..
😦
Azor o barikatı yaramaz ama 300 küsürlerde Sibirya görünmeye başladı.
Aşırı pozitif AO işte. AO oralardan inip tekrar çıkana kadar Aralık ayını kapatır bu alçak basınçlar.
Özlemle andığım 8-9 Mart 2011 Ankara efsanesinden yeni bulduğum bir fotoğraf arşivi .. Yine olur mu böylesi acaba… http://www.baburhan.com/02.htm
-Bulunduğunuz yeri ve rakımınızı da ekleyin lütfen rumuzunuza–Editör
Arşivinize katkı. Aynı sistemde Nenehatun Caddesi. Efsane sistemin efsane fotoğrafı. 😉

Burası Nenehatun değil sanırım Dikmen Keklikpınarı falan ama ne fark eder, acımasızca yağmış işte 🙂
Hayırlı akşamlar. Erdemli’de 2 gecedir -3 dereceyi görüyoruz Erdemli’nin ortasından geçen dere denize yakın yerde bile kısmen buz tuttu, biraz yüksek yerlerde narenciye ağaçlarının donduğu gelen bilgiler arasında resim çekemediğim için paylaşamadım.
Bir rekor daha. MGM kayıtlarına göre Ankara tüm zamanların en soğuk 14 aralık gecesini bu sabaha karşı yaşadı. -9 olan eski rekor -11.8 olarak kırıldı.
Bu arada MGM nin bana garip gelen bir uygulamasını belirtmek istiyorum. Sanırım MGM eski bazı kayıtları, kalite kontrol standartları zaman içinde değiştiğinden artık dikkate almıyor. Ankara’nın zamanında kaydedilen en düşük hava sıcaklığı -24, – 25 civarındayken artık -21.5 (22.02.1985) olarak veriliyor. Oysa -24 civarında değerlerin 70’li yıllarda en az iki kez daha yakalandığını ve MGM tarafından anons edildiğini çok iyi hatırlıyorum.
MGM’nin uzun vadeli tahmini güncellendi.
Ocak ayında Trakya ile Kars, Ağrı tarafları normalden soğuk öngörülüyor. Şubat ve Mart ayları ise Ülkede mevsim normallerinde.
Soğuk Trakya senaryosu bana kalırsa Orta Avrupa üzerinden gelen ve çakılıp kalan sistemler anlamına geliyor. Geçmişte benzer örneklerini çok gördük. İstanbul’un doğusuna geçemeyen, sürekli lodos ve yağış getiren bloke sistemler. Trakya -10 dereceleri, fırtına ve tipiyi yaşarken biz bolca sıcak tarafta kalacağız anlaşılan. Balkanlar, Orta Avrupa donacak, Sibirya eğer canlanırsa daha çok Avrupa’ya doğu genişleyecek. Bilmiyorum belki abes bir tahmin oldu ama soğuk Trakya senaryosu geçmişte genel olarak hep bu şekilde hayat buldu. Bu sistemlerin çok yavaş doğuya ilerlediği, soğuk cephenin Ankara doğusuna ulaştığı oluyor. Bu tür sistemlerde Eskişehir – Ankara arasında biz sıcak tarafta kaldığımızda cephe gelene kadar 10 – 14 derecelik farklar oluştuğunu hatırlıyorum.
Bunun gibi bir fark mı?
O zaman kum fırtınası vardı. Benzer bir hadise 18 Nisan 2012’de de görülmüştü Ankara’da. O tarihe göre İç Anadolu’daki ve Orta ve Doğu Karadeniz’deki sıcaklıklar dikkat çekici. Sonra o gün, o lodos bandı ulaşınca sıcaklık düşmüştü ve yağış tozların etkisiyle çamur olarak düşmüştü.
Modellerden şikayetçi olanlar, Salı günü Boğaz’da yine sürpriz var gibi. Yükseklerde sulu kar gibi mesela. 🙂 Yok, daha neler? 🙂
Modeller yaşama sevincimi aldı…
Arkadaşlar merhaba. Askerlik süresince 23 gün Mamak’ta, son 2 haftadır da Çankaya Genelkurmay’dayım. Bu Ankara’nın ayazı anlattıkları kadar varmış. Resmen donuyoruz 🙂 Daha kışın başlangıcı ama ben şimdiden bıktım soğuklardan. Gözümde tütüyor Samanlı Dağları 🙂 Ankaralı arkadaşları bu yerlere götürmek lazım ki karın tadına varsınlar diyerek cümlemi bitiriyorum. Herkese hayırlı ve bol karlı günler diliyorum.
Hayırlı tezkereler. Samanlı Dağları bembeyaz şu anda, müthiş kar var 🙂
Öncelikle hoşgeldiniz diyor, sonrasında da hayırlı tezkereler diliyorum. Gerçekten bir haftadır kesintisiz aşırı soğuklar kabak tadı verdi ve tam bir eziyete dönüştü. Nöbete çıkarsanız eğer dikkat lütfen.
Hayırlı tezkereler Mamii, pis bir kışa denk geldin, sana Akdeniz siklonları diliyorum 🙂
Modellerde özellikle 240 saat ve sonrasının pek iç açıcı çıktılar sunmaması bana moral verdi aslında. Ilıkçı mı oldun Ozan demeyin. Düşünün ki kaç kış geçirdik 240 sonrasındaki efsaneleri bekleyerek. Fakat ne oldu, neredeyse tam tersi oldu çoğunda. Diyelim ki modellerin 240 sonrası birebir tuttu. O zaman söylenecek bir şey yok. Helal olsun siz 2014 itibariyle bu işi çözmüşsünüz derim. Çözdüler mi sizce? Bence henüz böyle bir durum mümkün olmadığı için 300. Saatlere bakıp iç karartmanın bir anlamı yok.
Orta vadede (15 gün) durum gerçekten iyi görünmüyor. Aşırı pozitif AO ve NAO yeniden hortladı, böyle giderse Aralık ayını kapatabiliriz.
Bu hafta o kadar kar yağdı, barajlar neden hala düşüyor?
Baraj havzalarına çok yağmadı.
O değil de modeller umutsuz vaka. Birkaç gün önce totem için yaptığım efsane beklentisi yorumum güme gitti. Hayırlısı inşallah geçen sene gibi olmaz.
1 hafta hareketli 3 hafta durgun geçiyor 😦 sonbahar da böyle geçti.
Çok mutluyum, sonunda ailemi ikna ettim ve Sarıkamış’a 12 -18 Ocak tarihlerinde rezervasyon yaptırdım. 😀
O tarihte öyle bir yerde bulunmak, benim gibi kar delisi için harika bir şey.
Spank O tarihlerde yurdun batısında, İstanbul’da 2004 tarzı bir kar fırtınası yaşanırsa da çok acı bir şey olur bu yalnız senin için 😀
Çok haklısınız. 😀 Bende bu şans varken o da olur. 😀
112 yıl sonra Kahire’ de!
http://www.f5haber.com/haber8/112-yil-sonra-kar-yagdi-haberi-4371218/
Dolu olma ihtimali çok yüksek.
Bildiğin kar gibi bu Santi;
Burda onlarca fotoğraf var;
Doğu Kahire’de olmuş bu. Belki rakım olarak kara müsaittir. Kahire çok büyük bir yer neticede, Doğu Kahire dediği yer aslında Kahire merkezine epey uzak olabilir.
Minimum sıcaklık Kahire’de 8 derecenin, İskenderiye’de 6 derecenin altına inememiş, o şartlarda kar olması imkansız. Belki dediğin gibi tepelere yağmıştır, ya da graupel türü bir şeydir.
Rehab City diye doğudaki yeni bir yerleşimden geliyor fotoğraflar. Biraz daha araştırdım, genel olarak “New Cairo” diye adlandırılan bu yeni yerleşimin olduğu yerde rakım 250-350 metre arasında değişiyormuş;
http://en.wikipedia.org/wiki/New_Cairo
Kahire maddesine de hemen şu ifade eklenmiş;
“Snowfall is extremely rare; a very small amount of snow and graupel fell on Cairo’s easternmost suburbs on 13 December 2013, the first time Cairo’s area received snowfall in many decades.”
http://en.wikipedia.org/wiki/Cairo
Sırasıyla Kudüs, Amman ve Şam http://bburaks.files.wordpress.com/2013/12/bbxog34ccae9lhr1.jpg

Dun gece Kudus 😦
Bu sistem İc Ege ve İc-Bati Anadolu icin tam bir fiyasko oldu. Aah benim Ankarali kar delisi kardesim, Afyonu, Kutahya’si yarin obur gun kasla goz arasinda 40 cm’yi alir, olan gene sana olur.
İstanbul’dan fazla yağmış. kıskanıyor insan
Kudüs 600 metreden yüksek bir yer. Normal yani karın daha çok yağması.
600 metre yüksekte hocam, güneyde, biz ise kuzeyde. O açıdan söyledim.
Santiago dostum kafa dinleyelim demişsin aklıma 1987, 1992 ve özellikle 1985 kışı geldi. O zamanlar çocuk olduğum için o seneleri doya doya yaşamıştım. Hem de 20’ye yakın arkadaşla. Şimdiki çocuklar sokaklara çıkıp pek oynamıyor. 80’li yılların ortalarında sokakta oynamaktan evin yolunu unuturduk. İşte o 85-87-92 kışlarının bitiminde adeta kar yorgunu olmuştum. Kartopu oynamalar mı dersin, karda 2-3 saat dur durak bilmeden maç yapmalar mı dersin, gece 1’lere kadar her mahallede kalabalık grup insanların yokuştan kaymalar mı dersin. Belediye otobüslerine kartopu atmalar mı dersin. Sürekli mücadele halinde olduğumuz yan mahallenin bizi çatlatmak için kardan eskimo evi yapması mı dersin 🙂 içine girip çay içerlerdi bize nispet yapmak için bizi de çağırırlardı biz ezgin bir şekilde çayımızı yudumlardık 🙂 ama evi muazzam yapmışlardı. Biz altta kalmayalım, madara olmayalım, daha büyüğünü yapalım dedik, hakikaten de daha büyüğünü yaptık. Onları çaya davet ettik. Hava atacağız ya. Evden çayları aldık. Evin içine 20 kişi tıkıştık. Evi pek iyi yapamamıştık. Tam mağrur mağrur kar evinde çayımızı içerken ev üstümüze yıkıldı. Evin altında kaldık. Ağzına bardak girenler ağzı eli kesilenler olmuştu. O mahalledeki arkadaşlar hala hatırlatırlar bu hadiseyi. Kar yağarken amca oğluya bir salon camına, bir oturma odası camına, bir mutfak camına koştururduk o da yetmezmiş gibi 5. kattan aşağıya apartman giriş kapısına oradan da merdivenlerden koşa koşa çatıya çıkardık. Ekmek bulunmazdı tek fırında ekmek olurdu babalarımız dizlerini geçen karda ekmek almaya giderlerdi. Bir keresinde ben de gideyim diye tutturdum, rahmetli hem ekmekleri hem de beni sırtında taşımak zorunda kalmıştı. Bunları niye mi anlattım. Biraz kafa dinleyelim dedin ya işte o yıllarda yaşadığımız günlerce süren bu hengamenin sonunda sistem bittiğinde kar yorgunu olurduk. Aynen dediğin gibi kafa dinlemeye ihtiyacımız olurdu. Evde yatarken gözlerimizi kapattığımızda beyaz kar taneleri uçuşurdu. Beşiktaş sahilde belimize kadar gelen karda oynardık. 80’li yılların ilk yarısındaki o tarz sistemler nedense artık istanbula pek uğramıyor. Baskın yapar gibi uğruyor ve birkaç gün sonra çekip gidiyor. Kar yorgunu olarak bitecek sistemler görmek dileğiyle.
Not: Bu yazıyı yazacağımı ve hangi blogda olacağını hem kendi mahallemdeki, hem de yan mahalledeki birkaç arkadaşa haber verdim. Onlar da okuyacaklar.
Mükemmel anılar, ben de çocukluğumu internet olmadan geçiren nesildenim ve iyi ki de çocukluğumu bilgisayar başında değil de sokaklarda geçirmişim diyebiliyorum.
İçimde kalan tek uhde Florya’nın eşsiz plajlarında gönül rahatlığıyla denize girememektir. Yine buna da şükür, şimdiki çocukları görünce..
Santiago, doğma büyüme Şenlikköylüyüm. 18 yaşına kadar da Beşyol’da yaşadım. Babam Florya Moteller’de çalışırdı. 6 yaşından 15 yaşına kadar bütün yazlarım Florya’da geçmişti. “1970-1979 arası” senin gönül rahatlığıyla giremediğin Florya plajlarının o günkü hallerini anlatsam bugün bir çoğunuz inanmaz. Her şey düşündüğünüzden de güzeldi. Ne yalan söyleyeyim Florya’nın yazı da, kışı da ayrı güzeldir.
Ben de doğma büyüme buralıyım İhsan Abi. Hatta babam ve annem bile çocukken gelmişler, çok eski Floryalıyız.
7-8 yaşıma kadar giriyordum denize, ne olduysa ondan sonra oldu.. Eskiler anlatıyor bize eski Florya’yı, görememek çok üzücü. Yine de hiç değilse hem denizimiz hem ormanımız halen yanı başımızda.
Ben sizin gibi Şenlikköylü değilim, çok şanslısınız. İstanbul’un bana göre en güzel yerinde yaşıyorsunuz, yaşamışsınız. Şenlikköy ve hemen yanındaki Zümrütyuva (Basınköy) İstanbul’un en güzel mimarisinin, en güzel yerleşiminin olduğu yerlerdir. Hele ki Yeşilköy bambaşkadır, anlatılmaz yaşanır. Art Nouveau evlerin olduğu müthiş bir yerdir. Boş zamanlarımda hep giderim oralara, sahilde yürürüm, içine çekerim havasını. Ama son zamanlarda burası da çılgın müteahhitlerin rant kapısı oldu ne yazık ki. Hatta Florya’da birkaç villa kaçak olduğu için yıkılmıştı.
Eline sağlık,beni de eskilere götürdün. Eskiden ne kadar çok kar yağardı, şimdi o yağan karlar ancak dağlara yağar oldu.
O yıllarda internet olmaması çocukluğumuzu doyasıya yaşamamıza sebep olmuştur. Bir mahalle kültürü vardı o zaman.Herkes mahallesinde hangi çocuklar var bilir ve herkes çok sıkı arkadaş olurdu.Mahalleyi hep bir araya toplayan tipler olurdu bunların görevi ev ev dolaşarak bağırarak mahalleyi bir araya toplamaktı. Cemal sesleri hala kulaklarımdadır istersen dışarı çıkma çıkana kadar evin önünden ayrılmazlardı.
Kışın bahçemize kar yağdığı zaman o karların bozulmasına çok kızardım. Gelen sistemler o yıllarda o kadar kuvvetliymiş ki o bozulan bahçeler tekrar defalarca dümdüz olurdu. Hatta yeni yağan karın ne kadar yağdığını bu bozulan yerlerin ne kadar düzeldiğine göre anlardım.
En çok sevdiğim şey ise pencereye doğru gece uyanıp giderken mutlaka gözlerimi kapatır ve yavaş yavaş açardım elimin arasından beyazlığı görürsem birden ellerimi açar ve kalp atışlarım birden hızlanır ne yapacağımı şaşırırdım. Yıl 2013 ve en favori aracımız radar. Radarı iyi okumayı bilenler için kar yağışının ne zaman başlayacağını bilmek bir yana ne kadar süreceğini dahi aşağı yukarı bilmek hem iyi hem kötü…..
Cemal bey inanın aynı duygular. Aynı kar sevgisi. Paylaşımınız için sağolun. Ayrıca “Mahalleyi hep bir araya toplayan tipler olurdu bunların görevi ev ev dolaşarak bağırarak mahalleyi bir araya toplamaktı. Cemal sesleri hala kulaklarımdadır istersen dışarı çıkma çıkana kadar evin önünden ayrılmazlardı.” cümlenize çok güldüm 😀 Aynı anılar. Ortak anılar. Saygılar sunuyorum.
Bugün 1 hafta aradan sonra ilk defa 8 saat uyku çekebildim. 10-15 gün dinlenmek bence de şart 😀
Santiago, benim dikkatimi çeken en önemli husus ECMWF, mevsimlik tahminlerde, özellikle de kış aylarına dair yaptığı mevsimlik tahminlerde bu zamana dek hep ılık gösterirdi. Fakat bu defa normalden soğuk vermekle kalmayıp tüm avrupa kıtasını normalden soğuk verdi. Bugün ayın 13’ü. Jamstec ve IRI’nin güncellenmelerine günler kaldı. İlk defa mevsimlik tahminleri bu kadar merakla bekliyorum. Hakikaten bu defa çok heyecanlıyım. Heyecanıma yenik düşerek marjinal cümleler edip de sonra Ozan hocamdan fırça yemeyeyim 🙂
Doğrudur, böyle bir tablo ben de hatırlamıyorum. ECMWF öyle CFS ve IRI gibi modellere benzemez, bir ay sonrasını yaklaşık olarak kestirebiliyor. Heyecanlı günlere daha var, şimdi biraz kafa dinleyelim 🙂
ECMWF’nin Aralık ayı itibariyle yaptığı tahmin.. Sibirya selam göndermiş 🙂
Ocak 2014
Avrupa
Küresel
Şubat ve Mart da var ama bir sonraki ay için yaptığı tahminler daha istikrarlı oluyor ECMWF’nin.
Şubat 2014

Mart 2014
http://santiagonowcast.files.wordpress.com/2013/12/1231.png
Ve Santi Aralık’ın ilk yarısındaki enfes sistem biterken, uzunca sürecek sessizliğin burukluğunu hissetmeye başladığımız anlarda gündeme bomba gibi düşen bir haberle geri döner…
Beklentilerimize uygun 🙂
Uzun bir durgun dönem sonrası uzun soluklu soğuklar kapıda mı yoksa? 🙂 Bu da beklentilerimize uygun 🙂
Santi bize ne düşüyor bu tahminlerden. Ben pek anlamam 🙂 Benim için kısa bir yorum yaparsan sevinirim.
Bütün Avrupa için iyi bir tahmin bu. 2012 ile 2006 kışlarına benzer bir tablo öngörmüş.
Cevabın için teşekkür ederim. Hadi inşallah diyorum 🙂 Ayrıca bu yılbaşına karlı gireceğime dair bir his var içimde.
Batı Avrupa için ılık bir kış bekleniyordu. ECMWF soğuk bir projeksiyon sunmuş. Bunun için ne dersiniz?
Santi ben şu normallerden soğuk Aralık tahmininin bile önümüzdeki 15 günlük süreci de dikkate alırsak gerçekleşmediğini varsayarak, diğer tahminler için umutlu değilim. Geçtiğimiz son sistemin çok ciddi bir sistem olduğunu da belirteyim.
Aralık ilk 14 günü aşağıdaki gibi gerçekleşti bleher, önümüzdeki bir hafta boyunca rüzgarın kuzeyli yönlerden eseceği ve ülke genelinde sıcaklıkların mevsim normallerinin altında gideceği de görülüyor. Bu saatten sonra 2013 Aralık ayının normalden ılık kapanması için ayın son 10 gününde yaz gelmesi lazım 🙂
İşte mesele de bu Ozan Hocanın bu konudaki çalışmasından da anlayacağımız normalden soğuk kış demek bol kar demek değil hele ki Aralık başı sistemi ise hiç değil. 😉
Son geçtiğimiz sistem Havadelisi Blogu kış tahminin neredeyse bire bir örtüştüğünü görüyor ve tahminde emeği geçen arkadaşları canı gönülden tebrik ediyorum.
Sitede birkaç faydalı bilgi ararken, aslında sitenin ne kadar karışık olduğunu gördüm. Yakın zamanda sitenin tasarımında bir güncelleme düşünülüyor mu?
Örneğin sis oluşumuyla ilgili bir şeyler okuyayım dedim, muhakkak konusu geçmiştir ama ben doğrudan bu konuyla ilgili bilgilere kolayca ulaşamıyorum, sitede arama bölümü var mı, ben mi bulamıyorum?
O konu çok sıkıntılı, zaman bulunca hem tasarıma hem içeriğe ulaşma yollarına el atacağım. Gerçi sisle ilgili ayrıntılı bir şey yok sitede zaten.
Mr. White Fox’a ait olarak şu var: http://skewtmaster.com/2011/10/02/radyasyon-sisinin-tahmini/
Google’da arama sözcüklerinizin sonuna “havadelisi” diye de eklerseniz bu sitedeki içeriğe rahatça ulaşabiliyorsunuz çoğu zaman.
Aranacak kelimeden önce “site:havadelisi.com” ibaresi eklenirse sadece havadelisi içerisinde arayacaktır zaten. Onun dışında wordpress’in kendi arama sayfasında da aynı mantıkla arama yapılabilir. http://en.search.wordpress.com/?q=deneme&site=havadelisi.com
Ben bunların dışında siteye özgü detaylı bir aramadan bahsetmiştim, siz de el atacağınızı belirtmişsiniz zaten. Madem öyle, uzun dönem beklentilerime ekliyorum o zaman, keza bu renkli kışın hareketliliğinde bu iş istesek de olmaz :)…
Arkadaşlar 2-3 gündür ayın 17’si modellerde gözk kırpıyor gibime geliyor. Ne dersiniz?
Bu sabah çektim. Ölçüm doğru mudur?

Bunlar da Hacettepe’den don ve buz manzaraları.

Önümüzdeki perşembe üç günlüğüne Prag’a gidiyorum. Gitmişken Azor’un genel merkezine de şöyle bir uğrayıp önümüzdeki dönemdeki planlarını konuşayım diyorum. Var mı ileteceğiniz? 🙂
Bakü’de de bugün şiddetli tipi var, AZ TV’den izliyorum 😀
Merhabalar,
Radar ve uydu görüntüleri arasında gördüğüm bir farklılığı sormak istiyorum. Aşağıdaki iki resim aynı tarih ve saate ait. Fakat uydu görüntüsünde nedense DEK bantları yer almıyor. Bunun sebebi ne olabilir?
DEK bantları resimde gördüğün bulutların altında kalıyor. İki ayrı bulut seviyesi mevcut. Radar görüntüsü ise sadece yağış oluşan bölgeyi gösterir.
Hocam cevap için teşekkürler.. Peki uydu resminde görülen mavi alanlar neyi ifade ediyor? Ben şimdiye kadar hep o alanlarda da yağış var diye yorumluyordum.
Resmin renk skalasını görmek lazım. Bana bulut tepe yüksekliğini gösteriyor gibi geldi. Resmin linkini yazarsan daha iyi anlarız.
Eflani ise bu gecenin en düşük sıcaklık rekorunu -21,4 derece ile ele geçirmiş görünüyor.
Bana öyle geldi ki, kar doğru dürüst tutmasa, sıcaklık 0C’nin altına doğru dürüst düşmese bile, sanki Ankara’nın tüm kış boyunca görebileceği kar yağışını İstanbul bu iki günde gördü bile 🙂
Dörtte üçü heba oldu o ayrı 🙂
Ankara bilinç altınızda nasıl bir etki bıraktıysa artık… 🙂 Yarın muhtemelen İstanbul’un hiçbir yerinde kar örtüsü kalmamış olacak. Ama üzülmeyin. Ben yarın Ankara’da hala yerde kalan 7 Aralık yağışının resimlerini çeker sizinle paylaşırım. 🙂
Yahu kızma Antibiyotik. Birazcık da olsa takılmak, biz İstanbulluların da hakkı. Bilmiyor muyuz sanki, İstanbul asla Ankara kadar soğuk olmaz. Elbette biliyoruz. Ancak, siz de Ankara’nın İstanbul kadar kar almadığını görmelisiniz bana sorarsan. 🙂
Ben de takılıyorum, takılmasına da. Şu “Ankara İstanbul kadar kar almaz” geyiğine gerçekten inanıyor musunuz merak ediyorum. Yıllık yağan kar miktarını toplasak alt alta her halde 1/4 falan yapar İstanbul.
Yetmez mi artık sayın abilerim? Ben epey sıkıldım…
Modeller neden bu kadar kötü çıkıyor, hiç sistem gözükmüyor.
Herkes bandın peşine düşmüş SpanK, modellere falan bakan yok 🙂
Aynen öyle! Biz buralarda bi numara göremediğimiz için modelleri takip ediyoruz ama çıkan sonuçlar berbat ötesi!! Hele bir kar bitsin, iyice erisin, bir de sizleri görelim 😀 Tabi şimdi tuzunuz kuru, oh ne âlâ kar keyfini yaşamak!! Sonrasında yine başlayacaksınız “Kar yok mu?” diye feryat etmeye 😀
Ben de daha dünden başladım modellere bakmaya ama uzun vadede bile şuan için umut yok, yine kuru havalar var. Sabredeceğiz artık…
Hayırlı bir gün diliyorum. Erdemli Balkanlar sisteminden ancak soğuk alabildi. Hava şu an Ankara Havası gibi bize bir Akdeniz yağış sistemi gelmesi lazım. İstanbul ve diğer kar yağan yerlerin kar yağışı hayırlı olsun.
Günaydın,
An itibariyle Samandıra – Boğaz Köprüsü yolu temiz. Köprü üzerinde yağış yok görüş açık.
Günaydın, bilgi için teşekkürler. Sistemle ilgili yorumları ana sayfadaki başlığa yapıyoruz:
https://havadelisi.com/2013/12/09/soguk-artiyor-istanbula-kar-geliyor/
Merhabalar.Yaklaşık 2 senedir siteyi takip ediyordum ancak üşengeçlik ve daha çok bilgisizlikten dolayı kayıt olma ihtiyacı hissetmemiştim.Ancak bugün üşengeçliğimi yenerek kayıt olmaya karar verdim.Neyse ben kafama takılan soruyla ilk yorumumu tamamlamak istiyorum.
Bugün Zincirlikuyu’da metrobüs beklerken graupel sağanakları vardı ancak Ayvansaray’da metrobüsden indiğimde lapa lapa kar yağışıyla karşılaştım.Bunun sebebi nedir?Aklıma ilk gelen sıcaklığın veya soğukluğun yetersiz olması nedeniyle yağışın graupel şeklinde olmasıydı ancak bu iki yer arasında o kadar fazla sıcaklık farkının olabilmesi mantıksız geldi.Yağışın graupel veya bildiğimiz kar şeklinde olması neye göre değişiyor?
Cevaplayan arkadaşlara şimdiden teşekkürler.
Hoş geldiniz. Bunun yer seviyesi sıcaklığı ile alakası yok diye biliyorum, fakat detayları Ozan Hoca ya da White Fox’tan birinin anlatmasını rica edelim.
Bu kadar ayrıntısını ben de net bilmiyorum, ama bulut fiziğiyle ilgisi vardır sanırım. Kar/graupel sağanaklarına yol açan bulutlar konvektif (dikine gelişmeli) bulut kategorisine giriyor, bulutun yapısına bağlı olarak bazı yerlerinde su buharı / sıvı su miktarı fazla olabilir, o yerindeki sıcaklık/nem durumu suyun kar taneleri etrafında donmasına dolayısıyla graupel gelişimine elverişli olabilir. Graupelin de içinde kar var sonuçta (buz kılıfı içinde kar). Benim de gözlemim şu oldu bu sistem boyunca, özellikle gökgürültüsü ile başlayan sağanakların baş tarafında yoğun graupel yağışı oluyor, daha sonra saf ve ufak taneli kara dönüyor en sonunda da büyük taneli karla bitiyordu…
http://msutoday.msu.edu/webcams/webcam01.html
İzlediğinize değecek şekilde yağıyor.
Lake effect mi? Şu an kamera günlük güneşlik çünkü.
Aynen. Goz gozu gormuyordu resmen.
Diğer yorumlara bakamadan bunu yazıyorum bekleyenler kusura bakmasın.
ENKA dün attığım mail’e bugün hemen cevap vermiş ve kamerayı düzeltmişler. Konuyla ilgilenen Mustafa Eşitgen ve ENKA’ya teşekkürlerimizi iletiyoruz.
http://gundem.milliyet.com.tr/istanbullulari-korkutan-gurultunun/gundem/detay/1805746/default.htm
???
İlk kezmiş, şu site kadar kar haberini gıcık sunan bir site yok ya, aynı habere sırf tıklansın diye bir günde 3-4 kere başlığını değiştiklerine şahit oldum.
Daha bu sabah İstanbul’da okullar tatil mi diye, haber yapmışlar sürekli başlığıyla oynayıp sanki valinin fikri değişmiş gibi göstererek tıklanmasını sağlıyorlardı.
Günün sürprizi geliyor. Ne yağsa tutacak çünkü sıcaklık şu şekilde:
Şuan karla meşguluz. 😀
Bugün not defterinde yayınladığım fotoğrafların 2002’deki hali, dikkat ederseniz tüm yollar TEM dahil bembeyaz. (Fotoğraf kuzeye bakıyor, Maslak, Sarıyer yönü)