Orta ve Doğu Karadeniz Yağışları


Kurak mevsimi bulunmayan Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında Temmuz yağmurları sıkıntıya yol açacak gibi görünüyor. Aşağıdaki haritada, WRF modelinin dün geceden yarın öğlene kadar tahmin ettiği toplam yağış miktarını görüyorsunuz. Üzerine tıklayıp büyütmeniz mümkün.

Yüksek alansal çözünürlüklü modellerin (WRF, Skiron, NAE vb.) ve radar görüntülerinin yardımıyla Doğu Karadeniz’deki olaylara daha ayrıntılı bakma şansımız da arttı.

Karmaşık topoğrafya, deniz etkisi gibi faktörlerin çeşitli durumları ve yağış dağılımlarını ortaya çıkardığı anlaşılıyor. Mesela son günlerde bölgeye üst seviyeden sokulan serin hava deniz üzerinde alçak basınç merkezlerinin oluşmasına neden oluyor, bu alçak basınç merkezleri de Kuzey Anadolu ve Kafkas dağ silsilelerinin arasında hapsolup bir ileri bir geri hareket ediyor (olaya dikkatimi çeken Emin Özsoy hocama teşekkür ederim). Alçak basıncın konumuna göre şekillenen yer seviyesi rüzgarları, dolayısıyla bu rüzgarların denizin nemini taşıdıkları yerler, yağışın yoğunlaştığı yerler olarak göze çarpıyor. Aşağıdaki animasyonda rüzgarın deniz üzerinde uzun süre estiği yerlere dikkat edin (animasyonu tıklayıp büyütebilirsiniz).

Üst seviye rüzgarlarının kuzeydoğulu olması, dolayısıyla deniz üzerinde oluşan alçak basınç alanlarını doğuya sürükleyememeleri de, aynı paternin uzun süre devam etmesinde etkili diyebiliriz.

Hep, Karadeniz bölgesindeki orografik (dağların etkisiyle oluşan) yağışlardan söz edilir. Dağların etkisi doğrudan değil, dolaylıdır diye düşünüyorum. Yani dağlara çarpıp yükselen hava kütlesinin soğuyup içindeki nemi yağış olarak bırakmasından ziyade, dağlar, yağışa yol açan hava tipinin bölgede sıkışıp uzun süre etkili olmasına yol açıyor olabilir…

Sizin de görüşlerinizi bekliyorum.

Reklamlar
Bu yazı Türkiye'nin Havası ve İklimi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

59 Responses to Orta ve Doğu Karadeniz Yağışları

  1. kar aşığı Orçun dedi ki:

    klimasız uyuyabilme ihtimalini bile düşünemiyorum. Evin içinde otururken bile ter basıyor 😦

  2. devrim dedi ki:

    karadeniz’de son on gündür yaşanan yağışlardan en kötü etkilenen rusya’nın güneyi oldu. halka haber verilmeden baraj kapaklarının açıldığı söyleniyor ancak netice de ihmal ya da değil 150 den fazla kişinin yaşamını kaybettiği gerçeği var.

    http://www.hurriyet.com.tr/planet/20935194.asp

  3. Havadelisi dedi ki:

    Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü olarak MGM/DMİ’den yakın zamanda alıp güncellediğimiz günlük yağış verilerini inceledim. Samsun’da 8 Kasım 1967’de, 24 saatte, metrekareye 238 kg yağmur yağmış. Bu miktar, geçen günkü selde ölçülenin (70 kg), 3 katından fazla… 2005 yılında yine 24 saatte yağan 113 kg var… 2007’de yaklaşık 90 kg var… Son selde düşen 24 saatlik yağmur miktarı (70 kg), 1930’dan beri ölçülen en yüksek değerler arasında üst sıraları dahi zorlayamıyor, 15. sırada kalıyor. Beş bin yıl geriye gitmeye gerek yok yani, biraz merak edip araştırınca durum ortaya çıkıyor. Gazete küpürü ise Kasım 1967’ye ait (238 kg). http://www.haberler.com/her-selden-sonra-benzer-aciklamalar-3767037-haberi/

    1

    • çihiro dedi ki:

      Son selin özelliği kısa süre içinde yüksek miktarda yağış düşmesi. 2 saatte 48 kg demişti sanırım belediye başkanı. 24 saat içinde düşen değil de 2 saat içinde düşen yağış miktarı bakımından rekor olabilir belki. Saatlik verilere de bakmak lazım.

  4. ALKIM dedi ki:

    Samsun valisine ulaşıp bu yağışın 5.000 yılda bir olabileceğine kanaat getirmesine neden olan verileri kendisinden talep edeceğim.
    http://gundem.milliyet.com.tr/samsun-valisi-aksoy-yasanan-sel-5-bin-yilda-bir-olabilecek-boyutlarda/gundem/gundemdetay/07.07.2012/1564057/default.htm?ShowPageSkin=1

    • anemodulion dedi ki:

      Verilerini bilim camiasıyla da paylaşsın bari 😀 Mağara sarkıtlarını, ağaç gövdelerini binbir zahmetle incelemeyi bıraksınlar, burda işin ehli var demek ki.

      • Commandouz dedi ki:

        Pek muhterem sayın vali beyi fazla eleştirmeyin.Elinde 5000 yıllık verileri olan bir bilim insanından bahsediyoruz.

  5. Commandouz dedi ki:

    Felaketin havadan görüntüsü…

    1

  6. sirocco dedi ki:

    Samsun’da yaşanan afet sonrasında, bugün Fukushima ile ilgili bu yazıyı okudum.Sonra bakanlarımızın açıklamasıyla bu durumu karşılaştırdım, zihniyet farkı, hataları kabullenme ve önlem alma konusunda cidden çok ilerimizdeler.

    http://www.guardian.co.uk/environment/2012/jul/05/fukushima-meltdown-manmade-disaster?newsfeed=true

    • ALKIM dedi ki:

      Bizde ne oldu? Eski TOKİ Başkanı, yeni Çevre ve Şehircilik bakanımız: “Ben dahil kimin ihmali varsa cezasını çekmeli” diyebildi göğsünü gere gere. Aynı gün Erzurum’daki kayak pistinde yaşanan kazadan sonra açılan davada nasıl bilirkişi olarak kabul edildiyse davanın müdahillerinden olan Kayak Federasyonu üyesinin hazırladığı ikinci bilirkişi raporu yayınlandı ve ilk raporun aksine kayakçı suçlu bulundu. Bu raporda denir ki:
      “Dosyadaki beyanlara göre sporcunun antrenörü tarafından verilen serbest kayma talimatına aykırı olarak kapı kaydığı dikkate alınırsa meydana gelen kazada sporcunun kusurunun bulunduğu; antrenörlerin kazanın oluşumuna doğrudan etkili bir eylem gerçekleştirmeleri nedeniyle kusurlu oldukları” ifadeleri de yer aldı.
      Savcılığa teslim edilen ikinci bilirkişi raporunda, “Sporun kendi doğasından kaynaklanan riskleri en aza indirmesi gerektiği, kontrollü hareket etmesi, hızını ve kayma durumunu kişisel yeteneklerine, arazi şartlarına göre adapte etmesi gerektiği” belirtildi.
      Kısacası bakanımızın rahatlığı buradan kaynaklanmakta. Önce medyanın gazı alınır. Sonra sıra hesap vermeye geldiğinde bir şekilde iş kitabına uydurulur. Bizde hata kabullenme, önlem alma ve gerektiğinde hesap verme anlayışı işi kitabına uydurmaktan ibarettir.
      http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/07/06/asli-5-ayda-suclu-oldu

  7. devrim dedi ki:

    son görüntü bu. koridora dikkat etmek lazım sabahtan bu yana yağıyor.

    1

    • devrim dedi ki:

      dmi sabah saydığımız merkezler için uyarı yayınladı. bu arada çatalzeytin sinop’un değil kastamonunun ilçesi imiş. düzeltir özür dilerim.

  8. devrim dedi ki:

    kütleler bu sabah kuzeybatı-güneydoğu istikametinde ilerliyor. bu saat itibariyle sinop’un çatalzeytin ve ayancık ilçeleri ve burdan çorum’a uzanan güzergahta etkili olan yağış var sanıyorum.
    biz nasıl radarı takip ediyorsak yetkililer de ediyor olmalı. umarım bundan sonra alınacak tedbirlerle can ve mal kaybı yaşanmadan bu sistemi de kazasız belasız göndeririz.

  9. mehmet ulu dedi ki:

    uyarıyı 2 temmuzda koyan ozan hocamı tebrik ederim.ama yine de hocamın dediği gibi dere yatağına ev yaptıktan sonra uyarının da bir anlamı kalmıyor.7 temmuzda trabzona gidiyorum inşallah,havaların seyri nasıl olur sizce?

  10. devrim dedi ki:

    yeni bir kütle daha yola çıkmış geliyor. inşallah tedbirler alınmıştır.

    1

    • El NiNo dedi ki:

      Gündüz saati pek bir şey olmaz tedbir alınırsa.

      Trabzon radarı çalışmıyor böyle yarım yamalak iş görmedim ben de seviniyodum Rize’deki yağışları izliyeceğim diye..

      • Havadelisi dedi ki:

        Tedbir: Dere yatağına toplu konut yaptıktan sonra, sel riski ortaya çıkınca yöre halkına uyanık kalmalarını söylemek…

        • Cumulonimbus dedi ki:

          Tabii ki suçlu Karadeniz gibi kurak bir bölgede, iki üç saat durmadan utanmadan yağan yağmurdur.

          http://webtv.hurriyet.com.tr/2/34678/0/1/canli-yayinda-spikeri-boyle-fircaladi.aspx

          • çihiro dedi ki:

            Başkan zeytinyağı gibi. “Problem o değil, problem metrekareye 2 saatte 48 kg yağmur yağdı.” Vay ahlaksız yağmur vay!

        • El NiNo dedi ki:

          ozan hocam dere yatağı konusu basit bir konu değil. Ben Rize’liyim. Ev yapımına müsayit yerler çoğunlukla dere yataklarındaki düz yerler ya da heyelan bölgelerindeki küçük düzlükler. Rize’de 2 evim var ikisini de dere sıfır akıyor. hani denize sıfır otel deriz ya arada plaj olur öyle değil resmen dere evin duvarına temas halinde.

          • ALKIM dedi ki:

            Demek ki o yerler ev yapımına müsait değil. Konu gayet basit. Dere yatağına ya da güvenli olmayacak derecede yakınına ev yapmayacaksın. Ev yapımına müsaitliğin gerek ve yeter koşulu düz bir yer olması mıdır?

            • El NiNo dedi ki:

              Tarlalar, yollar genellikle dediğim yerlerde olduğu için evide oralarda veya çevresinde yapmak zorundasın. Ulaşımın ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsiniz. Ayrıca benim ev çok sel felaketi atlattı. Tedbirli olduktan sonra ve evini sağlam yaptıktan sonra birşey olmuyor.

              • mehmet göktuğ dedi ki:

                Doğu Karadeniz Bölgesi’nde seli doğal afet boyutuna getiren olay dere yatağına ev yapmak değildir. Zamanında yok edilip çay bahçelerine çevrilmiş kızılağaç ormanlarıdır. Bu ormanlar yok edildiği için su akışa geçmektedir. Aslında heyelanın artmasının sebebi de budur…

              • anemodulion dedi ki:

                Dere yatağına ev yapılması meselesi sadece Karadeniz’e özgü bir sorun değil ki…Ülkemizin her yerinde aç gözlü yatırımcılar aynı şeyi yapıyorlar. Bölgelerin iklimini ve mühendislik biliminin gerçeklerini gözardı ediyorlar. “Yer yok.” diyorsunuz. Haklısınız da kısmen…O halde Adana örneğini vereyim size. Adana’da ise yerden bol bir şey yok… Her yer dümdüz…Ama yine dere yatakları daraltılıyor ya da üstü tamamen kapatılıyor. Sonuç yine su baskını. Daha yeni, geçtiğimiz mayıs ayında yaşandı bu;
                http://www.beyazgazete.com/video/anahaber/star-tv-62/2012/05/05/adana-yi-sel-aldi-275539.html
                Mesele çok büyük boyutlu. Dün Samsun’da yaşanın yarın İzmir’de, öteki gün İstanbul’da, başka bir gün Türkiye’nin başka bir şehrinde yaşanmayacağının garantisi yok.
                Çünkü devlet vatandaşlarını gözden çıkarmış bir durumda zaten… Biz gerikalmış bir ülkeyiz. “Depremde de , selde de ölenler olacak , bu takdir-i İlâhî’dir.” zihniyeti hakim bizi yönetenlerde. Çünkü devlet vatandaşlarını korumuyor, koruyamıyor, onlara bakmıyor. Çünkü sahip olduğu maddî gücü vatandaşları için harcamaktan kaçınıyor. O halde yapılabilecek en iyi şey bir kısım vatandaşın gözden çıkarılması, ölüme terk edilmesidir. Bu yolla nüfus azalacak ve devletin verdiği kıt hizmet yeterli olacaktır.İnsanlar nasılsa hız kesmeden ürüyor. Bu ölen “zayiat”ın yerine yenisinin konması birkaç aylık bir şey o yüzden…Nüfus o kadar çok ki, insan canı değersiz. İnsanlar bu şekilde “en az 3 çocuk” sloganıyla üremeye devam ettikçe vatandaşın bir can olarak değil de, meta olarak görülmesi sorunu bitmeyecek.
                Gerçek bir devlet, vatandaşını insan yerine koyan bir devlet, yurtiçindeki nüfus göçünü, yerleşim planlarını, coğrafyanın kapasitesini sürekli olarak kontrol eder ve böylelikle insanların hayatî tehlikelerle karşılaşmadan yaşamasını sağlar. Karadeniz kıyısı çok dar bir şerit. Ben 2000 ya da 2001 yazında Samsun-Rize arasında gezmiştim. Görüntü berbattı. Dağların tepelerine, sahile 7-8 katlı beton binalar dikilmiş her yerde. Diyorsunuz ki “İnsanlar nereye ev yapsın?” . Eğer ekolojik eşiklere dayanılmışsa bir yerde, bina inşa edilecek yer yoksa, zaten orda daha fazla yapılaşmaya izin verilmemesi gerek. Demek ki orası “modern” mimari için uygun bir coğrafya değil. Dağlar, dereler, vadiler ve dar kıyı ovaları kentleşmeye ve yoğun yapılaşmaya uygun değil. Oraya yerleşmedeki bu ısrar, bu dayatma, bu körlük neden?
                Kaç nesildir orda yaşayan bu insanlar şiddetli yağışlardan, heyelandan ve su baskınlarından nasıl habersiz olabilir? Tabii ki haberleri var. Ama devlet coğrafyayla uyumsuz yapılaşmaya göz yumduğu için, hiçbir yaptırım uygulamadığı için bu insanlar o binalarda yaşamakta bir mahzur görmüyorlar. Sonra aşırı bir yağış durumunda herkesin kişisel olarak tedbir alması ve hayatta kalmayı başarması bekleniyor. Oysa ki, vatandaşın hayatını koruması gereken vatandaş değil devlettir. Çünkü devleti devlet yapan şey vatandaştır. Vatandaş olmazsa devlet diye bir şey var olmaz.
                O sahile otoyol inşa ettiler mesela, her yıl birkaç kez hasar görüyor mutlaka. Bu ısrar nedir? Karadeniz’in doğası bu otoyola, 7-8 şeritli karayolu ulaşımına izin vermiyor. Sen ne hakla , hangi cüretle oraya bir yol inşa ediyorsun? Neden savaşıyorsun doğayla ve insanların hayatlarını tehlikeye atıyorsun? Çünkü karayolu inşa etmek ucuz… İnsan hayatı ise ondan da ucuz, hatta Türkiye’deki en ucuz şey… Kolaylıkla gözden çıkarılabilir.
                Karadeniz kıyısındaki , daha doğrusu ülkemizin her köşesindeki nüfus artışı ve yapılaşma kontrol altına alınmalıdır. Çözüm budur. İstanbul’un, Antalya’nın, Rize’nin, İzmir’in, hiçbirinin birbirinden farkı yok. Mesela İstanbul her türlü ekolojik ve ekonomik sınırın aşıldığı bir yer. Bu coğrafya haddinden fazla bir nüfusu barındırıyor. Bazılarına göre hâlâ can çekişiyor, bazılarına göre ise çoktan ölmüş bir şehir. Ancak buraya yönelik göç hâlâ kontrol altına alınmıyor, aksine yeni uydukentler inşa edilip, göç özendiriliyor.
                Osmanlı’nın tâ 16.-17.-18. yüzyılda İstanbul’da uyguladığı imar düzeni ve yapılaşma kurallarının onda biri bile uygulanmıyor bugün. Bir mahalledeki evlerin en fazla kaç katlı olabileceği, hangi malzemeden yapılması gerektiği vs. gibi en temel şeyler bugün yok. 3 katlı binanın yanında 7 katlı bina yükseliyor. Biri ahşap, biri teneke (evet, gerçekten teneke!), biri betonarme…İnanılmaz bir düzensizlik. Şimdi bir de her yerde 20 katlı kuleler yükseliyor. 5 katlı binalardan oluşan bir mahallenin ortasında 20 katlı kuleler var.

                • El NiNo dedi ki:

                  Bana kalsa hiçbir vadi tabanında, ova yüzeyinde bina yapılmamalı. Bunu niçin söylüyorum. Çünkü yurdumuz zaten engebeli kıt olan vadi tabanlarındaki, ovalardaki düzlükleri şehirleşmeye ayırırsak ilerde nasıl tarım yapcaz nasıl beslenecez.

                  • mehmet göktuğ dedi ki:

                    Bu konuda haklısınız. Zaten eskiler hep böyle yapmış. Binaları dağ eteklerine kurarlarmış. Ne ormana çok zarar verirlermiş ne de tarım alanlarına… Şimdi ise çoğu güzel tarım alanını mahvediyorlar.

          • Havadelisi dedi ki:

            Sen bir de İstanbul Üniversitesi’nde coğrafya okuyordun değil mi? Vah vah.

            • El NiNo dedi ki:

              Ozan hocam söylediklerimde yanlış kısmı söylerminiz. Doğu Karadeniz bölgesinde yaşamayıp oradaki imkansızlıkları bire bir görmeden laf söylemek bence doğru değil. Ben ve ailem her zaman tedbirliyiz ve bugüne kadar Allah’a şükür hiçbir kayıp yaşamadık.

                • El NiNo dedi ki:

                  Sen beni yanlış anladın ben dere yataklarını daralttık ve daraltılması lazım demedim ki. Evimiz derenin kenarında dedim. Zaten Doğu Karadenizde akarsular denge profiline ulaşmamış. Çentik vadilerden akıyorlar.

                  • gncakin dedi ki:

                    El NiNo bizim buraları görmedikten sonra arkadaşlara ne anlatsan boş. Tedbir açısından söylenen yerlere ev yapmak hatalı ama ev yapacak başka yer yoksa yapacak başka birşeyde yok. Rize de nereye baksan dere yatağı nereye baksan engebeli arazi. Küçücük akarsular aşırı yağmur anında nasılda canavara dönüşüyor, dik bayırlar gök gürültüsüyle birlikte kopup akıveriyor , bunu burada yaşayan herkes bilir.
                    Devlet Rizeyi selden , doğal afetlerden korumak istiyorsa komple kaldırıp başka bir yere taşısın ya da her yere istinat duvarı yapsın..

              • anemodulion dedi ki:

                İşte keşke “Allah’a şükür hiçbir kayıp yaşamadık” diyeceğinize, “Devletimiz sağolsun hiçbir kayıp yaşamadık.” diyebilmenizi ister herkes. Yani şans eseri yaşıyor olmanız değil, devletin bilinçli bir şekilde attığı vatandaşı koruyucu adımların bir sonucu olarak yaşıyor olmanız gerekir aslında. Orda neden imkânsızlıklar var? Sene olmuş 2012, bu ülkede neden bu kadar büyük uçurumlar var devletin sunduğu olanaklara ve hizmetlere erişim anlamında? Bunları düşünmeniz gerekir. İlk önce devlet vatandaşını düşünecek, sonra siz kendi önlemlerinizi alacaksınız. Çünkü devletin var olma sebebi budur. Devlet hizmet için vardır, felaket sona erdiğinde enkazı kaldırmak ve “zayiat”ı gömmek için değil…

  11. Havadelisi dedi ki:

    DMİ verilerine göre Samsun’un Temmuz ayı uzun yıllar ortalama yağış miktarı metrekareye 30 kg. Samsun’a içinde bulunduğumuz Temmuz ayının ilk 4 gününde ise metrekareye 150 kg yağış düşmüş. 4 güne yayınca çok fazla gibi durmasa da, yağışın en fazla etkili olduğu ilçe ve köylerde bu miktar kat kat fazla olabilir.

  12. devrim dedi ki:

    bundan on onbeş yıl kadar önceydi sanırım ya haziran sonu yada temmuz başı doğu karadenizde aşırı yağış sonrası yaşanan heyelandan 60 kişi ölmüştü. bu yağışlar bana hep o üzüntü verici günü hatırlatıyor.
    dün samsun’da 6 kişi ölmüş. Allah daha fazla acı veren, ölüm getiren ve felaket yağışlarından korusun (amin)
    http://www.ensonhaber.com/samsunda-sel-6-kisi-can-verdi-2012-07-04.html

    • Ömer Gül dedi ki:

      Ozan abi devasa kütle hala Samsun üzerinde ölü sayısı katlanarak artabilir. Sıkıntılı bir durum Samsun’da. Allah’tan ölen 8 vatandaşımıza rahmet diliyorum.

  13. BlackSea_28 dedi ki:

    Dört gündür Giresun’da hava çok serin, gündüzleri bile sıcaklık en fazla 23 dereceye kadar çıkıyor. Genelde her yaz haziran ayının son haftası ile temmuz ayının ikinci haftası arası bol yağışlı ve serin geçer. Cumartesi akşamı Espiye ve Tirebolu ilçelerinde 20 dakika etkili olan dolu yağışı yaz mevsiminde ilk kez görüldü.

  14. çihiro dedi ki:

    Dikkatimi çeken bir şey var. En yağışlı mevsimi sonbahar olan Karadeniz kıyı şehirlerinden “Günlük Toplam En Yüksek Yağış Miktarı” Trabzon’un 10 Temmuz 1992’de 115 kg, Giresun’un 28 Temmuz 2009’da 156 kg, Ordu’nun 13 Haziran 1975’te 171 kg olarak ölçülmüş. Amasya daha içeride kalıyor ama yine de yazalım. 3 Temmuz 1981 60 kg.
    http://www.dmi.gov.tr/veridegerlendirme/il-ve-ilceler-istatistik.aspx?m=ANKARA
    Yaz aylarında Basra alçak basıncı nedeniyle Türkiye poyraz yönlü rüzgarların etkisi altında kalıyor. Dağların yükseklikleri, diziliş yönleri vb. etkiler hesaba katılınca poyrazdan en çok yukarıdaki şehirler nasibini alıyor. Fakat en uygun mevsim sonbahar (deniz suyu sıcaklığı, üst atmosfer sıcaklığı vb.) olmasına rağmen neden yaz aylarında ölçülmüş bu değerler anlayamadım.

    • Havadelisi dedi ki:

      Çok güzel gözlem. Demek ki, bu merkezler için, ekstrem yağışları oluşturan mekanizma ile aylık/mevsimlik toplamı en fazla yapan mekanizma arasında bazı farklar var. Gerçi bu çıkarımı desteklemek için en ekstrem, örneğin 30 değere bakıp kaçının hangi mevsime denk geldiğine de bakmak lazım.

      Rize’ye baktım, oranın en fazla günlük yağışı 25 Eylül 2011’de, demek ki “deniz etkisi” ile olan buharlaşma burada baskın çıkıyor.

      • BlackSea_28 dedi ki:

        Ozan hocam; bu aylık/mevsimlik arasındaki farkların temel sebebi, yağış üzerinde sıcaklık faktörünün etkisi olabilir mi ? Yaz mevsiminde genellikle karayel rüzgarının etkisiyle nemli havanın kuzeye bakan yamaçlarda hızla yükselip soğumayla beraber ani ve etkili sağanak yağışlar bırakması bu durumu açıklıyor.

        • Havadelisi dedi ki:

          Ama aynı şey Rize’de de olmalıydı? Biraz daha düşünelim…

          • El NiNo dedi ki:

            Düşünüyorum ancak aklıma pek birşey gelmiyor. Özel konumla ilgili olabilir. Şöyle birşey var yaz yağışları daha çok sağanak karakterli sonbahar yağışları daha uzun süreli. Bunu böyle biliyoruz. Ancak 25 Eylüldeki 230 kg yağış 4-5 saatte düştü. çok değişik durumlar var sanırım.

    • Cumulonimbus dedi ki:

      Bu ilginç ve güzel soruya cevap aramadan önce durumu anlamak için Rize meteoroloji istasyonunun günlük verilerini, daha önce de yararladığımız şu
      http://climexp.knmi.nl/ecaprcp.cgi?id=someone@somewhere&WMO=343&STATION=RIZE&extraargs=
      adresten indirdim . 1929 – 2003 (1952 ve 1953 hariç) yılları arasında kalan her ay için en yağışlı geçen günü alarak aşağıdaki grafiği oluşturdum. Grafiği oluşturduktan sonra 25 Eylül 2011 gününü de ekledim. Rize için günlük değerleri bulmak büyük şans, ancak bilgilerin ne kadar doğru (ya da en azından doğruya yakın) olduğunu bilmiyorum. Yakın tarihler de olsaydı iyi olurdu. Grafiğin altında, grafiğin bizi ilgilendiren kısımlarının nasıl okunacağını gösterdim. Teknik terimlerden uzak durmaya çalışsam da, Ozan Hoca kadar sade anlatamadığım için şimdiden kusura bakmayın :).

      1

      Grafikte görülüyor ki, gerçekten de çoğu yıl en yüksek günlük yağış, aylık toplam yağışın en yüksek olduğu Eylül-Ekim aylarında düşmüş. İncelenen 72 yıla ait Ekim aylarının en yağışlı günlerinin ortalaması alındığında 70,2 mm çıkmakta. Yani ortalama olarak her yıl Ekim ayında 70,2 mm yağış düşen bir gün yaşanmış denebilir (tabi ki her yıl olmuş diye bir şey yok, bu değerin altında olan yıllar olduğu gibi, üstünde olduğu yıllar da var, ortalamayı alınca çıkan değer bu). Eylül’ün en yağışlı günleri ortalaması 69,5 mm, Ağustos’un 65.1 mm, Kasım’ın 63.7 mm ve Temmuz’un 51.2 mm olmuş. Ancak bugüne kadar günlük en çok yağış 7 Temmuz 1929’da, ikinci en çok yağış 24 Ağustos 1939’da ve bildiğiniz gibi üçüncü olarak da 25 Eylül 2011’de gerçekleşmiş. Grafiğe bakıldığında genel olarak uç değerlerde ve normal sınırlardan sapmış yağışların Ağustos ve kısmen de Eylül ayında düştüğü görülüyor. En yağışlı ay olan Ekim’de ise aylık yağışın, El Nino’nun dediği gibi ay içinde daha düzenli yayıldığını görüyoruz. Ekim’de en yüksek günlük toplam yağış ortalaması nispeten fazla da olsa (70,2 mm), uç değerler nadiren görülmüş (14 Ekim 1996’da 176 mm). Yorum sizin…

  15. El NiNo dedi ki:

    Doğu Karadenizin doğusunda pek yağış görünmüyor ama bence o veriler yanıltıcı. Daha 3-4 gün önce hiçbir şey yokken kuvvetli yağış verilmemişken Rize merkez 80 kg yağış aldı.

    Bir de Trabzon radarından görüntü alabilen var mı.

  16. ersin dedi ki:

    Geliyor…

    1

      • oğuz dedi ki:

        Çok geniş alanda kuvvetli yağışlar. Baktıkça insanın içi açılıyor. Böyle bir şeyin İç Anadolu bölgesinde görülme olasılığı ne kadar.

      • welbane dedi ki:

        Havza’dan (Samsun) bildiriyorum. Bir kaç gündür devam eden yağışların en kuvvetlisi sürmekte an itibariyle. Elektrikler gidip geliyor, şimşek aktivitesi tatminkar, hava buzz. Bu mevsim için dört dörtlük. MGM de uyarı vermiş aksam saatleri için, burda Menduhiye deresinin taşma potansiyeli var umarım bi sorun yaşanmaz.

  17. anemodulion dedi ki:

    Bu yağışlar Orta Karadeniz’deki vadilerden Sivas-Kastamonu hattının arasında kalan bölgeye sızıyor galiba poyrazın sürüklemesiyle;
    ort
    Orta Karadeniz’de, hatta Doğu Karadeniz’in batısında, dağlar kıyıya çok da paralel değil, aksine dik uzanıyor. Google haritasından kendiniz de bakabilirsiniz. Sadece Taşova-Niksar vadisi bunun nimetlerinden faydalanamıyor olabilir, Karadeniz ile arasındaki dağlara göre fazla alçak olduğu için. Erbaa, sadece 248 m yükseklikte kurulu. Oysa Samsun’un arkasındaki Havza 675 metrede.
    ort2
    Dağların doğu-batı istikametinde uzanan kesintisiz silsilesi tâ Gümüşhane ili sınırları içinde başlıyor ve Borçka’ya dek sürüyor.

  18. devrim dedi ki:

    lise coğrafya iklim bilgisi derslerinden aklımızda kaldığına göre karadeniz kıyılarının en az yağış alan kısmına piyango vurmuş doğru mudur?

  19. 987ih1234 dedi ki:

    Yazınızın son paragrafına katılmamak elde değil. Bana sorarsanız da, dağlar, sadece yükselen havanın yoğunlaşıp yağış bırakmasını sağlamıyor, aynı zamanda yağışa yol açan hava tipinin bölgede sıkışıp uzun süre etkili olmasına yol açıyor.

  20. ersin dedi ki:

    Memleket Sinop’un Gerze ilçesinde. Samsun tarafında merkeze 40 km uzakta. Geçen sene de haziran sonu temmuz başı böyle yağışlı geçmişti. Genelde yazları orada bulunduğum için bu mevsimde çoğunlukla Ayancık taraflarının ( Sinop’un batısında ) daha fazla yağış aldığını gördüm, bakalım bu sefer piyango nereleri vuracak. Tabii ben de İstanbul’dan radar başında olan biteni kıskanarak izleyeceğim.

Yorum yazın...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s