Isı Adaları, Şehirleşme vb.


Bir #Ayrıntı yazısıdır. Kendisine teşekkür ederiz. – Havadelisi

Yeryüzündeki cisimlerin renkleri, güneş ışınlarının soğurulmasında ve geri yansıtılmasına önemli rol oynarlar. Şehrin toplam inşaat yüzey alanının büyük olması güneşten gelen radyasyonun yüzeylerde daha fazla kırılma ve yansımasına sebep olarak daha uzunca bir süre yer yüzeyinde kalmasına sebep olmakta, bu da sıcak mevsimlerde şehrin sıcaklığını sürekli arttırmaktadır. Kışın koyu renk kıyafetler, yazınsa açık renk kıyafetler giyilmesi de benzer mantığın bir sonucudur.

Isı adacıkları, kışın şehrin ısısını muhafaza ettikleri için belki gereklidir, ama yazın sıcak olan bölgelerde etkilerinin azaltılması bakımından bazı uygulamalara gitmek şüphesiz zorunlu bir hal almaktadır (küresel ısınma etkilerini azaltmak için de tabii ki). Beyaz renkli çatı malzemeleri kullanmak, şehrin albedo (yansıtıcılık) miktarını arttırmak anlamında önemli bir çalışma olabilir. Hatta bu şekilde çatı aksamında yansıtıcı madde kullanarak, gelen güneş ışınlarının dörtte üçünün geri yansıtılabileceği ifade edilmektedir. Benzer şekilde yol yapım malzemesi olarak açık renkli asfalt kullanarak, güneş ışığının asfalt tarafından soğurulması yerine, % 50’sinin geri gönderilebileceği ve ortam sıcaklığını soğutabileceği öngörülmektedir.

Ama sorunun daha kesin çözümünün doğayla barışık kent mimarisinden geçtiğini görmek gerekir. Örneğin 13 milyonluk İstanbul’u 3 katlı binalarla 300 km2’llik bir alana kurmak yerine, 12 katlı binalarla site şeklinde tasarlayarak, 100 km2’ye sığdırabilirsiniz. Peki bu bize ne sağlar? Daha az çatı alanı oluşturarak, özellikle yazın sıcak günlerde fazladan ısı adacıkları oluşmasını engeller (200 km2 lik bir alan site çevresinde yeşil alan olarak kalır). Çevresindeki yeşil bitki alanıyla, şehrin içerisinde rüzgar koridorları (iyi bir imarla) oluşturarak şehrin ısınması engellenmiş olur.

Isı adacıklarını engelleme yöntemi olarak, “yeşil çatı” kavramı oluşturulmuş olup, binaların üstü çatı yerine, yeşil bitki örtüsüyle kaplanmaya başlanmıştır. Almanya’da yeşil çatı sistemleri yerel yönetimler tarafından desteklenmektedir. Almanya’da toplam çatı masrafının % 50’si yerel yönetimlerce karşılanmaktadır. Hatta yeni yapılacak inşaatlara yeşil alan tahribini önlemek için yeşil çatı sistemleri geliştirmesi karşılığında ruhsat verilmektedir.

Yeşil çatı uygulamasına bir örnek; ABD Chicago’daki City Hall binasıdır. (link Google Map’e götürür).

Ticaret merkezinin resmi ise burada. Yeşil çatı konseptine Türkiye’den, Nevşehir H.Avni İncekara Fen Lisesi Yurt Binası örnek olabilir. Toplam 500 metrekarelik yeşil çatı ve toplam 290 metrekarelik 13,5 kW’lık kurulu güce sahip fotovoltaik güneş panelleriyle elektrik üretilebilecek (haber). Los Angeles’ta bir projeyle, 10 milyon ağaç dikmek, 5 milyon evi yeşil çatıyla kaplamak, yolların dörtte birini açık renkle boyamak şehrin sıcaklığını 3° C azaltacağından hareketle faaliyete geçilmiştir. Bu projeyle, klima kaynaklı enerji masraflarında yıllık 170 milyon dolar kazanç sağlanabileceği düşünülmüştür.

Yoğun beton kullanımında şehirlerde kısa süreli kuvvetli yağışlarda ani su baskınları olmaktadır. Yeşil çatı sistemleri yağışın başlangıcında bu suyun %80′ini tutmakta olup, yağışın bir kısmı buharlaşarak atmosfere geri dönmektedir. Bu da ani gelişen su ve sel baskınlarında yeşil çatı sistemlerinin, suyun önemli bir kısmını tutma kabiliyetine sahip olduğunu göstermektedir.

Ama benim merakım şu. Türkiye’nin şu anki resmi kurumlarıyla, bu tür konseptlere geçebilme ihtimali ne kadardır? Yani 3-4 katlı binalarla devasa şehirler inşa eden, bunun yol açtığı geniş şehir alanlarında, ulaşım için 10-15 kişilik dolmuşlarla insanları şehir merkezine taşıyan, sonra kilometrekarelerce alana (İstanbul’da 303 km2 ve Ankara’da 284 km2, yaklaşık Kilis ili alanının 1/3’lük kısmının beton bloklardan oluştuğunu düşünün) ulaşan şehirlerin oluşturduğu ısı adacıklarıyla milyonlarca dolarlık projelerle uğraşmaya çalışmak, şehrin ısısını artıran siyah renkte asfalt döken bir belediyecilik anlayışı…

Ben size söyleyeyim. Türkiye’nin bu tür konseptlere geçebilme ihtimali % 0’dır. Çünkü bu ülkede bir grup insan; idare, kurum ve üniversitelerden düşünce anlamında fersah fersah öndedir. Bu önde olan insanlar, kurumsal bir birliktelik oluşturamadıklarından, bilgisiz çoğunluğun demokratik oyları her zaman öne geçmektedir. Bu da karar alma süreçlerinde (idari/kurumsal) bilgiden ziyade adam kayırma ve tanıdık ilişkilerinin öne çıktığı bir yapıyı beslemektedir. Projelerde; bilimin arka planda olduğu işler yerine, yapılıyor görüntüsü veren ihaleler ortaya çıkmakta, aslında teknolojik araçlar anlamında hiç de azımsanmayacak araç ve enstrümanlara sahip olunduğu halde, bunların asla bilim arka planıyla kullanılmadığı bir yapıyı göreceksiniz.

Reklamlar
Bu yazı Türkiye'nin Havası ve İklimi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

9 Responses to Isı Adaları, Şehirleşme vb.

  1. çihiro dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Eline sağlık.

  2. bahattin bakırcan dedi ki:

    hakikaten hava ile ilgilenip de sehirlerdeki ısı adalarının farkında olmayan yoktur sanırım.. kışın bunun etkileri daha anlasılır seviyede (merkezlerin hemen dısında kar yagıp hemen icinde yagmura donmesi). ben olayın inşaat boyutunda farklı bi cozum uretmek istiyorum. biz aynı zamanda deprem ulkesiyiz cok katlı binalar yerine mustakil ve mutlaka yeşillendirilmesi zorunlu bahceler içinde evler yapsak ve kuzey guney dogrultusunda bulvarlar bıraksak da bu koridorlar sehirlerin hava tahliyesini saglasa daha iyi sonuc alınma zmı? mustakil yaşamda insan yaşamı icinde iyileştirme yapabilecek bir cok unsur var. işten geldiğimizde veya pazar gunleri toprak ile ugrassak hatta bir kac basit sebzeyi (marul moydonoz vb) kendimiz uretsek hem yapısal hem de ruhsal anlamda daha saglıklı ve cevreci şehirler kuramaz mıyız?

    • faseay dedi ki:

      Dediğiniz herkesin ve tabi benim de gönlümden geçen şey ama düşünsenize koca bir İstanbulu bu şekilde yaydığımızı.Zaten Alkım arkadaşımız da buna değinmiş.Daha fazla tek katlı ev daha fazla bitkisiz toprak demek.Rahat yaşam konusunda ise haklısınız kimse tek katlı ,müstakil, bahçesi olan bir ev yerine 12 kat 4 daireli bir evi tercih etmez.

  3. ALKIM dedi ki:

    Harika bir konuya değinilmiş. Bu konu üzerinde çalışan bildiğiniz bir sivil toplum örgütü varsa iletişim bilgilerini iletmenizi rica edeceğim. Bu tür projelere destek vermek ve çevremi bilinçlendirmek için gereken katkıyı sağlamak isterim. Teşekkürler #Ayrıntı

  4. faseay dedi ki:

    Ben bu yeşil çatı fikrini daha önce kendim bağımsız olarak düşünmüştüm ve hiçbiryerde de rastlamamıştım. Belki de araştırma yapmadığım için. Ayrıntı arkadaşıma bu konuya yer verdiği için teşekkür ediyorum. Gerçekten güzel bir düşünce. Fakat bunu pratiğe dökmek bence çok güç işin içine maliyet girecek. Para getirmeyecek. Binaların kalın toprak tabakasını taşıyacak kuvvete sahip olması gerekecek, tabii benim istediğim çatıda ağaç da yetişecek, yalıtım gerekecek. Kısacası zor görünüyor ama gönül istiyor ki bu olabilsin

  5. Zafer Kutay dedi ki:

    Fena değil diye düşünüyorum. İlginç bir ayrıntı ve tamamen tesadüf, bu sitenin yapıldığı yer Bina Enerji Yöneticisi Sertifikası veren bir firmanın yanı 🙂

    1

  6. sertahn dedi ki:

    Yeşil çatı denen sistem özellikle çok ilginç geldi. Buralarda ufak çaplı tarım faaliyetleri de yapılabilir. Bazı bitkiler sürekli güneş ışığı istiyor mesela. Bulunmaz nimet.

  7. carcass dedi ki:

    Harika bir araştırma olmuş elinize sağlık. Parmak basılan konu, inşaat sektörüyle alakalı olunca, bendeniz de inşaat müh. bölümünden yeni mezun olmuş ve aynı zamanda yüksek lisansa başlamış bir insan olarak, üzülerek de olsa çözüm yollarının kısa vadede gerçekleştirilebilme imkanının % 0 olduğuna katılıyorum. Bina katı konusunda aslında bir sınırlama yok. Uygun zemin iyileştirme ve doğru temel teknikleriyle istenilen kat sayısında bina yapılabilir. Fakat burada maliyet artışı söz konusu olur… Ülke geneli için konuşacak olursak, herkes yüksek maliyetli yerlerden ev satın alamaz, bu bir gerçek. Dolayısıyla müteahhitler, halkından gelen arza göre bina yaparlar ve belediyeler de buna izin verirler. Ülkemiz şartlarında bunun önüne geçiş olabilir mi bilemiyorum, çok zor… Öte yandan, şehir planlamacılığı konusunda da son derece berbat yerlerde olduğumuzdan her yerleşim yerinden deyim yerindeyse “düzensizlik akmakta!” Benim görüşüm, öncelikle göçü durdurmak olacaktır. Çünkü, büyük şehirlerimiz hızlı göç alımıyla daha da büyümektedir. Yakın bir gelecekte de bu durum böyle devam edecektir. İklimi, çevreyi, insan sağlığını düşünmeye fırsat olmamış bu zamana kadar maalesef…

Yorum yazın...

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s